Ünlü İngiliz felsefeci Antony Flew’un 2004 yılında Tanrı inancı konusundaki düşüncelerini değiştirdiğiyle ilgili haberler basında yer almıştı.
Antony Flew’u çağdaşı olan bir çok ateist düşünürden ayıran temel özelliği, yenilikçi ateist teoriler geliştirmesi ve bunları yazdığı makalelerle entelektüel dünya ile paylaşmasıydı. Örneği “ Teoloji ve Yanlışlama” başlıklı makalesi yıllarca tartışıldı. 1950 yılında Flew tarafında yayınlanan bu makale, son yüzyılın en çok basılan felsefi metni oldu.
Zaman içinde Flew, bilimsel gelişmelerin ışığı altında görüşlerini değiştirdi. Daha önceden teorisini geliştirdiği ateist düşünceyi terk etti ve bir yaratıcının varlığını kabul ettiğini açıkladı.
Bu açıklaması doğal olarak düşün dünyasında çok etkili oldu. Böyle bir kişinin nasıl olup da düşüncelerini, değişitirdiği merak edildi, bağnaz ateist çevrelerce hakarete varan ifadelerle itham edildi.
Flew inançsızlıktan inanca yaptığı bu yolcuğu anlatan bir kitap kaleme aldı. İşte “ Yanılmışım Tanrı Varmış” başlığı bu kitaba ait.

ABD’deki devlet okullarında Darwin’in evrim teorisine alternatif olarak okutulması tartışılan Akıllı Tasarım, son 15 yıldır giderek güçlenen ve büyüyen bir teori. Gücünü de, Darwinizm’in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor.Aslında bu konudaki tartışmanın başlangıcı 150 yıl öncesine uzanıyor. Darwin’in 1859′da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabından bu yana, biyolojideki temel kuram, canlıların doğal seleksiyonun ürünü olduklarını öngören evrim kuramı oldu. 20. yüzyılda Darwinizm’e genetik ışığında getirilen yeni yorum, doğal seleksiyona bir de mutasyon mekanizmasını ekledi. Ancak bu iki mekanizmanın, yani doğal seleksiyon ve mutasyonun, canlılığın tek kaynağı olduğu yönündeki geleneksel anlayış, son yıllarda önemli eleştiriler alıyor. Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde “tasarlayıcı bir aklın” olduğunu savunuyorlar.

Kuran ayetlerinde farklı farklı konularda örnekler verilmektedir. Bunlardan bir tanesi de gemilerin rüzgarların etkisiyle deniz üzerindeki hareketleridir. Şura Suresindeki ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Denizde yüksek dağlar gibi seyreden gemiler O’nun ayetlerindendir. Eğer dileyecek olsa, rüzgarı durdurur, böylece onun üstünde kalakalırlar. Şüphesiz, bunda çokça sabreden, çokça şükreden kimse için gerçekten ayetler vardır. (42 Şura Suresi, 32-33)
Kuran’a eleştiri getiren çevrelerce bu ayet kullanılmaktadır. Bu iddiaya göre “günümüzde gemiler teknolojinin verdiği imkanlarla artık rüzgar ile değil motor gücü ile hareket etmektedir. Dolayısıyla bu örnek geçerli değildir. Gelecekle ilgili bu durum öngörülmediği için yanlış örnek verilmiştir.”
Atesitlerin 19. yüzyıldan kalma bir önyargıları vardı. “Bilim geliştikçe insanlar daha fazla inançsızlaşacak ve Tanrı düşüncesinden uzaklaşacaklardır.” Fakat gelişmeler onların beklediği gibi olmadı. Bilim ilerledikçe yapılan keşifler evrendeki ve canlılıktaki tasarım delilini ortaya koydu. Bir çok bilim adamı bilgisizliklerinden değil, bilimin getirdiği sonuçlardan dolayı tasarım delillerini gördüler ve inançlı olmaya tercih ettiler. Bugün “Akıllı Tasarım” düşüncesi özellikle başta ABD olmak üzere farklı ülkeden ve dinden bir çok bilim adamı tarafından kabul edilmektedir. Bu düşünceye katılan bilim adamlarından birisi de “İnsan Genomu” projesinin yöneticisi Francis Collins’in oldu. Keşfindeki tasarım delillerini anlatan ve Eylül ayında yayınlanacak olan kitabına “Tanrının dili” ismini verdi. Daha önceleri ateist olan Collins, kendi çalışmalarından etkilenerek, bir yaratıcının varlığına ikna olduğunu ifade ediyor. DNA’nın yapısı ve içinde barındırdığı bilgi gerçekten çok etkiliyor. Böyle bir tasarımı görmek, Rabbimizin canlılıktaki hakimiyetini görmek açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Daha önce bu konuda yazdığım bir yazıyı bu vesile ile sizlerle yeniden paylaşmak ve tüm canlıların hücrelerinde bulunan bu tasarım delilini tekrar hatırlatmak istiyorum.
DNA’nın Dili
Din konusunda eleştirilen içeren bir çok kitap yayınlanmaktadır. Vaktim elverdiği ölçülerde bu tarz kitapları okuyup incelemeye çalışıyorum. Bu kitaplarda genelde kullanılan en önemli yöntem, ayetleri yanlış yorumlamak ve konunun bağlamından kopartarak anlatılmaya çalışılanları çarpıtmaktır. Bu yöntemi özellikle İlhan Arsel kitaplarında sürekli kullanmaktadır. Hatta bir aşama ileri geçmiş ve ayetlerde söylenmeyen şeyleri sanki söyleniyormuş gibi yorumlayıp, onun üstüne eleştirilerini Arsel inşa etmeye çalışmaktadır.
İlhan Arsel in son kaleme aldığı kitap olan “Şeriatçı ile mücadele el kitabı” isimli kitabında yine aynı yöntemi kullanmakta.
RİCHARD DAWKİNS’İN YANILTMASI

Richard Dawkins’in son kitabına koyduğu isim “Tanrı Yanılgısı” ( The God Delusion) oldu. Çıkar çıkmaz en çok satan kitaplar listesinde yer aldı. Yurt dışında olduğu gibi bu kitap ülkemizde de bir çok baskı yaptı. Dinlere getirilmiş ciddi bir eleştiri olarak lanse edildi.
Daha önceki kitaplarında ağırlıklı olarak Evrim Teorisi’nin savunmasını seçen yazar, bu defa dinleri eleştirmeyi seçmiş.. Bunu yaparken somut deliller yerine, kelime oyunları ve aldatmalar ile okuyucu yanıltmaya çalışmış.
Yazar Kitapta Tanrı’nın olmadığı ve sosyal yaşam içinde insanların Tanrı inancına aslında ihtiyacı olmadığını anlatamaya çalışmakta.
Batılı ve Doğulu modernistlerin ve feministlerin İslam’a ilişkin tekrar edip durdukları eleştirinin başında İslam dininin dilinin “erkek egemen bir dil” olduğu ve İslami hüküm ve tarihsel/aktüel pratiklerin “erkek egemen doğa”ya sahip olduğu yönündeki iddiadır.
Bu iddianın zemininde üç konu vardır: Dinin dili; dinî hükümler; tarihi ve aktüel dinî pratikler.
Feminizmi var eden tarihsel ve kültürel şartlar göz önüne alındığında, feminizmi bu fikre yönelten önemli amilin, kendisini karşıtında kurguladığı tarihsel dinin, yani Batı Hıristiyanlığı’nın konuyla ilgili vazettiği hükümlerdir. Pavlus şöyle der: “Kadın tam tabiiyetle sessizce öğrensin. Fakat kadının öğretmesine ve erkeğe hâkim olmasına izin vermem, ancak sükûtta olsun. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı. Âdem aldanmadı, fakat kadın aldanarak suça düştü.” (l. Timoteosa, 4: 1-3.) Yine şöyle der: “Bilmenizi isterim ki, her erkeğin başı Mesih ve kadının başı erkek ve Mesih’in başı Allah’tır.” (l. Korintoslulara, 11: 2.)
Bu din dilinin ve dil üzerinden öngörülen hükümlerin her iki din (Hıristiyanlık ve İslamiyet) arasında nasıl paradigmatik farklılıklara işaret ettiğini ve tarihsel pratiklerin de bundan bağımsız ele alınamayacağını pazartesi günü ele almaya çalışacağım. Bugün vahy dilinin neden “erkek egemen” olamayacağı konusuna değinmek istiyorum.