Hıristiyanların ve Yahudilerin hali ne olacak? Onlarda cennete gidebilecekler mi?
Hıristiyan ve Yahudilerle ilgili ayetlerdeki ifadeler arasında bir çelişki olduğu iddia edilmektedir. Bazı ayetlerde Yahudi ve Hıristiyanlardan bazıları övülürken, bazı ayetlerde ise eleştirilmektedir. Bu ayetlerde geçen ifadeler metnin genel akışından koparılarak yorumlandığında yanlış sonuçlara ulaşılmaktadır. Oysa bu ayetler konu bütünlüğü için de değerlendirilse ortada hiçbir çelişki olmadığı görülecektir. Her şeyden önce bilinmesi gereken gerçek, Allah katında dinin İslam olduğudur.
İslam kelimesi özel bir isim olmasının yanında bir sıfattır. Allah’a teslim olmak anlamına gelir. Yukarıdaki ayette bu gerçek bildirilmektedir. Allah’tan başkasına teslim olunan, çok tanrılı dinler bu ayette açıkça reddedilir.
Kim İslam’dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır. (Âli İmran Suresi - 5)
Allah daha öncede bir çok elçi ve kitap göndermiştir. Bunlarda da Allah’a teslim olmaya insanlar çağrılmışlardır. İslam dini ve bu sıfat sadece peygamberimize ait bir din ve sıfat değildir. Tüm peygamberler ve onlara uyanlar da Müslüman’dırlar.
İyilik yaparak kendini Allah’a teslim ( Isleme, İslam olan) eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir. (4 Nisa Suresi - 125)
Bu açıdan tarih boyunca farklı isimlerde dinlere insanlar iman etmiş olsalar da, kendini Allah’a teslim eden (İslam olan) birçok insan olmuştur. Bu açıdan Allah onların yaptıkları iyiliğin karşılığını mutlaka verecektir:
Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler (den kim) Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2 Bakara Suresi - 62)
Gerçek şu ki, iman edenlerle yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (5 Maide Suresi - 69)
Fakat bunların içinden Allah’a teslim olmayan, onun yanında başka ilahlar kabul edenler ise açıkça inkara düşmüşlerdir. Bunlar da kendi yaptıklarının karşılığını hesap günü göreceklerdir. Bu gerçek de ayette şöyle vurgulanır:
Andolsun, “Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) “Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.” (5 Maide Suresi - 72)
Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar da: “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (9 Tövbe Suresi - 30)
Sonuç olarak iki grup ayet arasında bir çelişki yoktur. Yanlış kavramlar üzerinden yorumlar yapıldığı için ulaşılan sonuçlar da yanlış olmuştur. Allah’a teslimiyet, tarih boyunca bir çok farklı dinden insanlar tarafından benimsenmiştir. Örneğin Hz. İsa’ya uyan havariler, Allah’a ve onun peygamberine iman etmişlerdir. Allah onların yaptıkları salih amellerin karşılığını verecektir. Fakat bunun yanında Hz. İsa’yı ilah yerine koyan ve ona tapanlar da olmuştur. Bunların karşılığını da Allah verecektir. Ayetlerde de bu gerçekler anlatılmaktadır. Görüldüğü gibi Kuran’da bu konu son derece açık ve çelişkisiz şekilde yer almıştır.
Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlarla savaşmak mı lazım yoksa onları affetmek mi lazım?
Kuran’daki savaş ile ilgili ayetler inkarcılar tarafından kasıtlı olarak çarpıtılıp kullanılmaya çalışılmaktadır. Ayetlerdeki ifadeler metnin ana akışından koparılarak farklı anlamlara çekilmeye çalışılmakta ve konu tümüyle farklı şekilde yorumlanmaktadır. Oysa bu ayetler Kuran’ın genel mantığı ve konunun akışına göre değerlendirilse durum daha bir açıklık kazanacaktır. Tevbe suresinde ki ayet şöyledir:
Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın. (9 Tevbe Suresi, 29)
Ayetteki ifadeye dikkat edilirse burada savaşmanın emredildiği insanlar tüm kitap ehli değildir. Bunlar kitap verilenlerden bir gruptur. Bunlarla savaşmak istenmesinin nedeni yine onların Müslümanlarla savaşmalarından dolayıdır. Eğer Tevbe suresi başından itibaren okunursa konu daha iyi anlaşılacaktır. Savaş ile ilgili ayetleri Kuran’ın bütünlüğü içinde değerlendirmek lazımdır. Bu iddiaların aksine Kuran’a göre savaş savunma amaçlı yapılmalıdır. Başka insanların topraklarını fethetmek için yapılan savaş Kuran’a göre dini bir savaş olamaz. Tarih boyunca fetih amaçlı İslam devletleri bazı savaşlar yapmış olabilir. Fakat bunlar dini savaşlar değil, siyasi savaşlardır. Allah bu tarz bir savaşı yasaklamaktadır. Bakara suresinde şöyle buyrulmaktadır:
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez.Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir. Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. (2 Bakara Suresi, 190-193)
Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi savaş ancak savaşanlara karşı yapılır. Üstelik bu savaşta aşırılığa gidilmemesi için Allah, inananları uyarmaktadır. Savaş esnasında karşı taraf savaşa son verip aman dilerse, Müslümanlar buna uyar ve savaşa son verirler. Kuran’da savaşın ancak savunma amaçlı olduğunu yukarıdaki ayetlerde görmüştük. Bunun dışında saldırı olduğunda ise Allah Müslümanların bu saldırganlığa karşı cevap vermelerini ve tüm güçleriyle bu mütecavizlerle savaşmalarını ister. Tevbe suresindeki ayetler şöyledir:
Yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır. Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azarlandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9 Tevbe Suresi, 13-15)
Savaşta kararlı ve güçlü olmanın hem savaşın daha çabuk bitmesini sağlayacağı, hem de muhtemel savaşlar için caydırıcı bir örnek oluşturacağı açıktır. Saldırganlara karşılık vermek ve onları bu hareketlerine pişman etmek sonuçta barışı korumak için en doğru yol olacaktır.Bunun dışında Allah, Müslümanlardan zayıf bırakılmış, eziyet gören, muhtaç insanlar için yine onları koruma amaçlı savaşa izin vermektedir:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4 Nisa Suresi, 75)
Bu tür bir savaş da şiddetten değil aksine merhametten doğmaktadır. Zalimliğe karşı İslam, mazlumu kuşatıcı ve koruyucu olunmasını inananlara öğütler. Barış durumunda ise Allah, iman edenlerden iyiliği ve adaleti ister. Burada amaç savaşa karşı barışın korunup muhafaza edilmesidir:
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60 Mümtehine Suresi, ![]()
Karşınızdaki grup hangi dinden olursa olsun eğer barış içinde yaşamak istiyorsa, bunlara karşı inananların yaklaşımı Kuran’a göre sadece dostane bir yaklaşım olabilir.



Comment uğur çakır 21 Aralık 2007:
Hristiyanlara göre üçlübirlik, kendini Baba, oğul ve Kutsal Ruh BENLİKLERİNDE açıklayan tek Tanrı’dır, hristiyanlara göre, Tanrı kendini 3 farklı bilinç merkezinde açıklar, bunlar Tanrı’nın parçaları asla değildir çünkü Tanrı parçalara bölünemez ancak bunlar Tanrı’nın “kişilik”leridir, “bilinç merkezleri”dir, “Baba”, enerjideki güce, oğul enerjinin ışığa dönüşmüş haline, Kutsal ruh da yayılan ısıya benzetilir.
Teslis genellikle şu şekil ile açıklanır:
Üçgenin ortasında Tanrı, üstünde baba iki yanında ise oğul ve Kutsal Ruh.Kutsal Ruh ortadaki Tanrı’dır, Oğul ortadaki Tanrı’dır, Baba ortadaki Tanrı’dır ancak baba oğul değildir oğul Kutsal Ruh değildir, ortadaki yere “Madde” yazalım yanlara ve üst kısma da “katı, sıvı, gaz” yazalım, katı maddedir, sıvı maddedir, gaz maddedir ancak katı, sıvı; sıvı da gaz ile “aynı şey” değildir.
Sonuçta anlatılmak istenen üç ayrı tanrı değil de tek Tanrı’ya inandıkları ama bu Tanrı’nın 3 farklı biçimde var olup kendini açıkladığı felsefesidir
Ayrıca, Muhammed’in üçlü birlik ile ilgili bilgileri kulaktan dolma olduğu için ne anlatılmak istendiğini anlamamış, Kur’an’a “Allah üçün üçüncüsüdür diyen kafirdir”, “Sen, beni ve annemi de Tanrılar olarak mı kabul edin dedin?” şeklinde ayetler koymuştur, hz.Muhammed’in hristiyan üçlü birliği hakkındaki bilgi eksikliği çoktur..tek tanrı vardır kendini üç görünüşte belli eder…baba oğul ve kutsal ruh aynı tanrıdır…farklı üç tanrı değildir…üç ilah yoktur tek ilah vardır muhammed hrıstyanların neye inandığını bilmeden kurana yerleştirmiş…
bu konuda kafam baya bi karışık sayın admin Allah Rızası İçin sizden yardım bekliyorum…umarım en kısa sürede cevap verirsiniz…
XXX
Sevgili Uğur,
Bu konuda daha önce de sana bir yazı yazmıştım. Eğer nette bir araştırma yaparsan, özellikle katolik inanca sahip olan sitelerde bu konuda çok fazla yazı bulabilirsin.
Türkiye’de misyoner olarak faaliyet gösteren misyonerler Müslümanların tevhit inancına verdiği önemi bildiklerinde, Tanrı inancı konusnda bu yazı örneğinde olduğu gibi kelime oyunlarına çok fazla kaçıyorlar. Kendilerini bu eleştiriye göre şekillendiriyorlar.
Olayın tevil boyutuna değil, gerçek yönüne bak. Bu insanlar İsa’yı tanrı olarak kabul ediyorlar ve ister 3lü birlik desinler, isterse ne derse desinler. Sonuçta Tanrının ortakları olmuş oluyorlar.
Ama dediğim gibi katolig mezhebinden olan kişilerin bu konudaki görüşlerini incele. Onlar daha açık bu olayı ifade ediyorlar. O yüzden yukarıdaki örnek yazıda olduğu gibi saçma sapan kelime oyunlarına kanma.
Admin
XXXX
Comment uğur çakır 27 Aralık 2007:
sayın admin benim burda kafamı karıştıran şey hrıstyanların teslis inancı değil teslis inancının pagan inancından geçme olduğunu hepimiz biliyoruz…ben katoliğede sordum ortodoksoda sordum protestanada sordum…onların hepsi hz.isayı tanrı olarak görüyor bunu kabul ediyorlar ama üç tanrıya inandıklarını kabul etmiyorlar biz sadece üçlü birliğe inanırız diyorlar…bizimki bileşik bir tanrılık diyorlar baba,oğul,kutsal ruh diyorlarbunların üçüde farklı kişilik bunlar oldu olası hepsi tek tanrının görüntüleridir diyorlar…
mesela kuranda isa suresinin 171. ayetinde hrıstyanlara yönelik Allah Üçtür demeyin diyor biz böyle birşey demeyiz diyorlar biz tek tanrıya inanırız tamam hz.isayı tanrı dememiz hakkında kuran haklı ama üç tanrıya inandığımız yolundaki ayetler tamamen yanlış çünkü biz oldu olası tek bir yaratıcıya inanırız diyorlar teslise inanırızdiyorlar üçlü birliğe inanırız diyorlar bizim hiçbir mezhebimiz üç tanrıya inanmıyor diyorlar…
sonucunda kuranda bir çelişki oluşmazmı???tamam hz.isayı tanrı olarak görüyorlar ama sonucunda biz tek tanrıya inanrız diyorlar…ki kime sorduysam hepside öyle diyor…
ama bu durumda kuranda bir çelişki oluşmuyormu çünkü kuranda hrıstyanların üç tanrıya inandığı idda ediliyor…umarım sayın admin en kısa sürede yanıtlarsınız…Allah’a Emanet Olun…
XXX
Sevgili Uğur,
Teslis inancını Hristiyanlar tevil etmeye çalışıyorlar. Ama en büyük açmazlarından birisi bu konu.
İsa’yı Tanrı kabul ediyorlar, Tanrı ayıca kabul ediyorlar, sonra kutsal ruh’u kabul ediyorlar Tanrı olarak. Bu üçünü kabul ettikten sonra bu üçünün bir olduğunu söylüyorlar. Şimdi sen bunu mantığınla anlayabiliryor musun?
3 lü birliğe inandıklarını söylüyorlar. Allah’ta Kuran’da “Allah 3 ün 3. sü diyenler şüphesiz ki küfretmiştir” diyor.
Maide Suresi
(73) Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler kafir oldu. Halbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse andolsun onlardan inkar edenlere elbette elem dolu bir azap dokunacaktır.
Dolayısıyla burada bir çelişki yada eksik bilgi yok. Bu üçlüye ister tekillik desin isterlerse ne derlerse desinler. Eğer Tanrı bu üçlüden birisi diyorlarsa, Kuran’daki ifade ile inkar etmiş oluyorlar.
Bilmiyorum bunu anlatabildim mi?
Admin
XXXX
Comment cahit 6 Temmuz 2008:
allah sizden razi olsun sizin sayenizde aydinlaniyoruz..almanyadan herkese selam olsun