Tarık Suresinde bahsedilen meni mi ? İnsan mı?

Bu iddiaya göre Tarık suresindeki 7. ayette geçen ifadede meninin kaburga ve bel kemiği arasından çıktığı fakat bunun bilimle çeliştiği söylenmektedir. Çünkü bilimsel olarak meninin testislerde üretildiği bilinmektedir. İlk başta bu konuyla ilgili ayetlere bakıp sonra üzerinde tartışalım. Tarık suresindeki ayetler şöyle:
İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı. Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı.Bel kemiği ile kaburgalar arasından çıkar. Şüphesiz (Allah), onu yeniden-döndürmeye güç yetirendir. 86 Tarık Suresi, 5-8)
5. ayette Allah insanın neden yaratıldığını sorar. 6. ayette ise onun dökülüp atılan meniden yaratıldığını söyler. 7. ayette ise onun belkemiği ile kaburga arasından çıktığı ifade edilir. 7.ayette çıkan şeyin meni olduğunu söyleyenler varsa da burada söylenen insanın çıkışıdır. Yani belkemiği ile kaburga arasında tarif edilen yer bebeğin anne karnında oluştuğu yerdir. Bir sonraki ayette “o” zamiri insana gittiği açıktır. Eğer 8. ayete dikkatli bakılırsa “onu tekrar döndürmeye güç yetirendir” ifadesiyle, insanın tekrar öldükten sonra yaratılacağından söz edildiği görülür. Yani buradaki “o” ifadesi insandır. 7. ayette de “çıkan” olarak söylenenin insan olduğu açıklanmış olur.
7. ayetteki ifadede çıkan şeyin meni olduğu düşünülmüş ve bu şekilde açıklanmaya çalışılmıştır.
RESİM 75
Tabi bu da günümüzdeki bilimsel gerçeklerle çelişiyor gibi gözükmektedir. Oysa ayetin geliş ve gidişi dikkatli okunduğunda burada kaburga ve belkemiği aşağıya arasından çıkan şeyin insan olduğuanlaşılmaktadır. (Burada tarif edilen bölgeyi yukarıdan aşağıya doğru düşülmeli. Kaburganın olduğu yer ile bel kemiğinin olduğu bölge düşünüldüğünde, tarif edilen yer bu ikisinin arasında kalan yukarıdan aşağıya doğru mide ve karın boşluğunun olduğu bölge oluyor) yani anne karnında bebeğin oluştuğu bölge. Dolayısıyla bu ayetin bilimle çelişmesi söz konusu değildir.

Şimdiye kadar 6 yorum var. »

  1. bu çok yararlı bir yazı olmuş.. ama neden hala bazı çevirilerde ayetin başına (bu su) ifadesi ekleniyor http://www.harunyahya.org/KuraniKerim/86.html
    saygılar

  2. 7. ayetteki bel kemiği ile kaburgalar arasından çıkan olanı meni olarak kabul etsek te bence bir çelişki yoktur. Çünkü biliyoruz ki meni bir karışımdır ve testislerde üretilir. Embriyolojik olarak incelendiğinde erkeklerde testislerin Mesonephrondan geliştiğini biliyoruz. Mesonepron sağda ve solda olmak üzere 2 tanedir ve anne karnındaki bebeğin (fetus diyoruz) kaburgaları ile vertebrası (bel kemiği)arasındadır. Kabaca böbreklerin bile daha üzerindedir. Fetusun gelişmesi ile birlikte Mesonepronlar (her iki tarafta) testis, epididymis, vas deferens ve seminal vesicle haline gelir ki testis haricincekiler üretilen meninin dışa atılması için gereklidir. Fetusun doğumuna doğru bu iki testis inguinal kanal dediğimiz kanallardan inerek skrotum dediğimiz torbalara inerler. Çoğu yeni doğan erkek bebeklerde her iki testis doğumda torbalardadır. Nadir olmamakla birlikte inmemiş testis denilen durumlar olabilir. Bu bebeklerin testisleri kasıklarında veya çok yukarda böbreklerinin yerleşiminde bile olabilirler. Bu durumlarda çocuk cerrahları bu testisleri torbaya indirmek için ameliyat yaparlar.

    Kısaca özetlemek gerekir ise, meniyi üreten testisler aslında kaburgalar ile bel kemiği arasında oluşmakta daha sonra torbalara inmektedir. Bu konuda en ufak bir şüphe yoktur (Modern embriyolojiye göre). detaylı bilgi: http://en.wikipedia.org/wiki/Mesonephros
    adresinden öğrenilebilir.
    Doğrusunu en iyi Allah bilir.

    Ben de bir uzman hekim olarak sizlere bunları yazıyorum. Hadis ve diğer Kuran dışı kaynakları bir kenara bırakıp sadece ve sadece yüce Rabbimin Kuranına güvenmeliyiz ve secde etmeliyiz.

  3. muratS kardeşim zaten onun eklenmesine gerek yok çünkü üstteki ifadede su olduğu açıkça belirtiliyor. Arapçadan Türkçeye çevirme biraz zor olduğu için bunu insanlar daha iyi anlasınlar diye parantezler içinde ne olduğu vurgulanmaktadır.

  4. s.a

    (arkadaslar insanlar Allahu tealanin nurunu agizlariyla söndürmeye calisiyorlar ama sunu bilsinlerki.. Allah alimdir.. o herseyi hakkiyla bilir. bir ornek vermek istiyorum bundan 200 300 sene once dunyanin tabak seklinde oldugunu savunuyordu herkes. bir kiside yuwarlak oldugunu soyleyince idam ediyorlardi eger o gune geri donersek suanda Bizde dunyanin her nekadar yuvarlak oldugunu bilsek tekrar dusunuruz acaba gercekten tabak gibimi cunki insanlar seni orada etkileyecek hatta en zeki insanlar bile bunu soyleyecek sana dunya tabak gibidir.. o zaman kuran ayetleri ile yola cikarsak dunyanin yuwarlak olmasi gerektigini dusunucegis tekara sonra ayetleri okudugun vakit kesinlikle yanlistir bu bole deildir diyecekler iste kuran CELISTI diyecekler tovbe hasa yaratan yarattigini bilmezmi? belki celisti diyerek dinden cikacagis biz insanlar sabirsiz.. bilim gercegi tam olarak bulmadan bizim wakitimiz dolacak allah bizim ruhumuza emrini werecek bu dunyadan gocecegis. ve butun yaptigimz herseyi bosa cikarmis olacagis.

    simdi benim burda mesajim arkadaslar inaniyorsaniz Allaha dayanin o Elbetki yardim edecektir. simdi diger yazimi okuyun ve Allaha güvenip dayanin..

    İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı. Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı.Bel kemiği ile kaburgalar arasından çıkar. Şüphesiz (Allah), onu yeniden-döndürmeye güç yetirendir. (86 Tarık Suresi, 5-8)

    TARIK SURESİNİN 7. AYETİNİN HARVARD ÜNİVERSİTESİNE BAĞLI MASSACHUSETTS GENERAL HOSPİTAL HASTANESİNDE JONATHAN TİLLY ADLI BİLİM ADAMI BAŞKANLIĞINDA BİR GRUP ARAŞTIRMACI TARAFINDAN YAPILAN ÇALIŞMA SONUCUNDA ORTAYA ÇIKAN BİLİMSEL BULGULAR ARASINDAKİ BENZERLİK

    Kuran-ı Kerim’in 86. suresinin 6 ve 7. ayetlerinde; “insanın kaburga ve belkemiği arasından çıkan atılgan bir sudan yaratıldığı” şeklindeki meali 1986 yılında dikkatimi çekmişti.

    Söz konusu ayette insanın “sulb ve teraib arasından çıkan” sudan yaratıldığı ifadesinin; insan dişi üreme hücresinin “yumurtalıkta” erkek üreme hücresinin ise “testiste” üretildiği şeklindeki modern bilime açıkça aykırı olduğunu görmüştüm.

    Bu konuyu araştırdığımda; söz konusu ayetin tefsir kitaplarında yorum yolu ile, bazı Kur’an-ı Kerim meallerinde ise parentez içerisinde ilaveler yapılmak suretiyle Tarık suresindeki 7. ayetin bilime aykırılığın giderilmeye çalışıldığını görmüş ve hayal kırıklığına uğramıştım.

    Bu zamana kadar İslamın Hıristiyanlık karşısında daha hızlı yayılan bir din olması nedeniyle gerek Hıristiyan araştırmacıların ve gerekse inanmayanların Kur’an-ı Kerimin bilime aykırı olduğunu kanıtlamak için bilimsel mucizeler taşıyan yüzlerce ayeti görmezden gelerek Tarık suresinin 7. ayeti üzerine yoğunlaştıkları ve bu ayeti Kuran’ın bilim ile çeliştiğini göstermek için adeta bir sembol gibi kullandıkları görülmektedir.

    1986 yılında, Tarık suresinin 7. ayetinin mutlaka bir açıklaması olduğunu düşünmüştüm.

    Bu konuda din alimlerinin açıklamaları şüphemi ortadan kaldırmadığı gibi daha da artmasına neden olmuştu. Yapılan bütün açıklamalar, yorumlar, eklemeler durumu kurtarmadığı gibi durumu vahimleştirmiştir.
    Halbuki, Allah, İsra suresinin 88 ayetinde; “De ki; ‘And olsun eğer insanlar ve cinler şu Kuran’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine destek de olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.” diyerek meydan okumuşdur.
    Bu ayet ortada iken hep birlikte Allah’ın ayetine yorumlar, eklemeler vb. yapmaya kalkmak İsra suresinin 88 ayetine uygun düşer mi? Düşmez ancak Tarık suresinin 7. ayetinde insanın sulb (bel kemiği) teraib (kaburga kemiği) arasından çıkan bir sudan yaratılması mevcut bilimin ışığında konu ile ilgilenenlere yeterli gelmemiş en azından benim için yeterli olmamıştı.

    Turan Dursun’un son yenilenen “Din Bu” kitabında Tarık suresi 7. ayeti önceki bilimsel bilgiler esas alınarak yayınlanmıştır.

    Ben bu konuyu internette araştırdığımda dünyada bir çok kişinin Tarık suresinin 7. ayetini merak ettiğini makul bir cevap bulmaya çalıştıklarını gördüm.

    Tekrar konumuza dönecek olursak bir yıl önce, “google” vasıtası ile araştırma yapma imkanım arttığı için konuya tekrar eğildim ama her hangi bir sonuç alamadım.

    Sulb ve teraib kelimelerin eski Arapça’da farklı anlamlarda kullanılmış olabileceğini düşünerek bu yönde yaptığım araştırmada gördüm ki bu konu tüm detaylarıyla benden önce araştırılmış başka anlamlarda kullanılmadığı anlaşılmıştır.

    Bu dönem içerisinde ayette “insanın bel ve kaburgalar arasından çıkan” ifadesinin “kemik iliği” olduğu düşünüyordum ancak kemik iliği ile insan üreme sistemi arasında bilimsel anlamda bir nedensellik bağı var mıydı? Bulunması gereken soru ortadaydı ve bende bu yönde araştırmaya başladım.

    Bilindiği üzere; bilim tarafından, dişi üreme hücresi olan “oocyte” nin yumurtalıkta, erkek üreme hücresi olan “sperm”in ise testiste üretildiği şeklinde bilinmektedir. Ancak bu yaklaşım, Kur’an-ı Kerimin Tarık suresi 7. ayetinde “insanın sulb ve teraib arasından çıkan” sudan yaratıldığı ayeti ile çelişmekteydi.

    Kur’an-ı Kerim Tarık suresi 7. ayette bildirilen hükmün bilim ile çelişmemesi için, insanın “üreme sistemini” açıklayan bilimsel yaklaşımın tamamen yıkılarak yeni bir bilimsel gelişmeye ihtiyaç vardı.

    Ancak bu tür bilimsel gelişmelerin meydana gelmesi çok zayıf bir ihtimal olduğu gibi bu da yeterli olmaz; bilim tarafından açıkça insan üreme hücresinin “kemik iliği” tarafından üretildiği bulgusuna ulaşılabildiği takdirde Kur’an-ı Kerimin Tarık suresi 7. ayetinde bildirdiği anlam bilim ile çelişki içerisinde bulunmayacaktı.

    Tam bu noktada kemik iliği ile “sperm” arasında “illiyet bağını” açıklayan bir bilimsel çalışma olup-olmadığını araştırmak için bone marrow (kemik iliği) ve sperm kelimelerini “google” girdiğimde bilgisayarım tarafından “sperm” kelimesi erotik olarak algılandı ve dolayısıyla herhangi bir veriye ulaşamadım.

    Daha sonra “sperm” yerine olgunlaşmamış dişi yumurtası olan “oocyte” yazdığımda; 2005 yılında yayınlanmış bir makale ile karşılaştım ve dehşete düştüm,

    Söz konusu makalede; Harward Üniversitesine bağlı Massachusetts General Hospital hastanesinde Jonathan Tilly adlı bilim adamı başkanlığında bir grup araştırmacı tarafından yapılan çalışmada daha önce bilimin kabul ettiği bilgilerin (ki en az elli yıldan beri modern bilim dişiye ait üreme hücresi olan yumurtanın yumurtalıkta üretildiği şeklinde bilinen ) aksine memelilerde “yumurta üretiminin” “kemik iliğinde” gerçekleştiği bulgusuna ulaşılmış ve kemik iliğinde meydana gelen dişi üreme hücresinin kan yolu ile yumurtalığa yerleştiği yönünde bilimsel makale yayınlanmıştır.

    Bu bulgular sonucunda; memelilerde bilinen “üreme siteminin” temelinin tamamen değiştiği, dişiye ait üreme hücresinin (oocyte) (sperm için şimdilik henüz bir araştırma yapılmamış ise de sperm üretiminin de oocyte (dişi üreme hücresi) gibi muhtemelen kemik iliğinde ( ki sulb ve tereaib arasında bulunur) benzerlik göstereceği, dolayısıyla 50 yıldan beri ilk defa elde edilen bilimsel bulgular her kadar erkek üreme hücresinin üretildiği yer üzerine bir araştırma yapılmamış ise de dişi üreme hücresinin üretildiği yer bakımından Kuran-ı Kerim’in 86. suresinin 7. ayetlerinde insanın “sulb (bel kemiği) ve teraib (kaburga kemikleri) arasından çıkan atılgan bir sudan” şeklinde belirtilen hüküm ile son bilimsel bulgularda “dişi üreme hücresinin kemik iliğinde üretilerek kan yolu ile yumurtalığa yerleştiği” şeklindeki tespitlerin benzerlik gösterdiği görülmektedir.

    Burada esas çalışma dişi üreme hücreleri üzerine yapıldı. Kemik iliğinden de sperm üretildiğine ilişkin bilgiler mevcut ancak kemik iliğinde üretilen üreme hücrelerinin testise yerleştiği konusunda henüz yapılmış bir bilimsel çalışma mevcut değil, ancak ortada bir gerçek var ki o da Temmuz 2005 den itibaren modern bilim tarafından üreme sistemine ait temel tıbbi kavramların içerisine insan üreme hücresinin sulb ve teraibden çıktığı (kemik iliğinde üretildiği) dolayısıyla bilimin 50 yıldan beri ilk defa Kuran’ın belirttiği rotaya doğru yol almakta olduğudur. B.AKSOY

    Allah inananlardan Razi olsun

    GEVSEMEYIN ÜZÜLMEYIN EGER HAKKIYLA IMAN ETMISSENIZ EN ÜSTÜN OLAN SIZLERSINIZ (ALIIMRAN 139)

  5. Sinir sistemi ve üreme

    Sinir sisteminin ulaşmadığı hiçbir organ yoktur ve vücudumuzda işleyen her fizyolojik süreç, sinirlerimizin kontrolü altında çalıştırılmaktadır. Yumurta ile spermin birleşmesi için spermin, babadan anneye aktarılması lâzımdır. Kadın ve erkeğin cinsiyet organlarını çalıştıran sinirler, parasempatik ve sempatik sinirler olarak adlandırılır. Parasempatik sinirler, kuyruk sokumu kemiklerinin üstündeki sağrı kemikleri arasından çıkar. Allah’ın bize peşin ücret olarak verdiği, iki cins arasında karşılıklı olarak evlenme isteğini ortaya çıkaran hazlar, beyinle bağlantılı şekilde cinsiyet organlarıyla gerçekleştirilir. Fakat yaratılıştaki asıl vazife, sempatik sinirlere verilmiştir. Zira spermlerin atımı bu sinirlerin tesiriyle gerçekleşir.

    Bu nasıl olur?

    Erkekte meninin atılması, testis ve uzuvların âni kasılmasıyla olur. İçinde spermleri taşıyan bu suyun atım olayı, tamamen refleks mekânizmasına bağlanmıştır. Beyindeki merkezin bu sırada bir müdahalesi yoktur. İzdivaçta, pudental sinirler yoluyla -iletilen uyarılar- sırt kemiklerinden thoracal-1 (birinci göğüs omuru) ile, lumbar 2 (ikinci bel omuru) kemikleri bölgesinde bulunan, 14 sırt omuru arasındaki sempatik çekirdekler uyarılır. Buna cevap, göğüs kaburga kemikleri ile omur kemiklerinin birleşim yerinin altında bulunan deliklerden verilir. Cevabî uyarılar truncus sympathicus ve plexus pelvicus’tan gangionlara uğrayıp, cinsiyet organlarına gelir; fırlatmayı önleyen düz kasları gevşetir, fırlatmayı sağlayacak olan ductus deferens ve vesicula seminalis kaslarının kasılmasını sağlayarak meniyi fırlatır. Şimdi bu anatomik tespitle, Kur’ân-ı Kerim’de anlatılanlara bakalım: “İnsan neden yaratıldığına bir baksın; o, atılan bir sudan yaratıldı. (O su) bel kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıkmaktadır.” (Tarık, 86/5-7)

    Âyette geçen sulb ve terâib tabirlerini; bazı tefsirciler göğüs ve bel kemikleri, bazıları da erkek ve kadının bel kemikleri olarak yorumlamışlardır. Ancak bugünkü anatomik bilgilerimize göre ise, “atılan su” erkekten olduğuna göre, sulb tabirini kuvvetli mânâsına aldığımızda -erkekte omurganın en kuvvetli ve iri omurları olan bel (lumbar) omurlarını katı ve sağlam mânâlarını da nazara alırsak- omurganın birbiriyle kaynaşmış ve sağlam bir yapı teşkil etmiş sacral (sağrı) bölgesi olduğunu anlamak mümkündür. Bu durumda “suyun atılması” ile gerekli işlemin yaptırılacağı sinirler bu bölgeden daha yukarıda demektir.

    Âyetteki sulb ve terâib ifadeleri çoğuldur ve kemikleri kelimesiyle, birden fazla kemik arasından çıktığı ifade edilmiştir. Bu durumda, hem bel ve sağrının, hem de göğüs omurlarının çok sayıda olduğunu anlamamız gerekir. Nitekim thorasic omurlar (göğüs) 12, lumbar omurlar (bel) 5, sacral omurlar (sağrı) 5 tanedir (Şekil 1).

    Meniyi fırlatma merkezi ile ilgili sinirler, birinci thorasic omur ile (T 1) ikinci bel omuru (L 2) arasındaki 14 kemik arasından çıkmaktadır ki, âyette çoğul kullanılarak bu durum izah edilmiştir.

    Âyetin başında “atılan bir sudan” ifadesiyle, refleks merkezlerine işaret edilmiş, ayrıca “bel kemiği ile göğüs kemikleri” arasından çıkar ifadesiyle de, thoracal-1 omuru ile lumbar-2 omurları arasındaki kemiklere dikkat çekilerek, meniyi atma merkezi ve sinirlerin çıktığı yer anatomik olarak belirtilmiştir. Omuriliğin söz konusu bölgeleri ve buralardan çıkan sinirler şekilde görülmektedir (Şekil 2). Fizyolojik tespitlere göre de, bu kemiklerin arasından çıkan sinirler, çeşitli iç organlara dağılarak onlara yardımcı olurlar. Bununla birlikte atılma işinde vazife yapan sinirlerin, T 10 ile L2 arasındaki merkezler olduğu anlaşılmıştır (Şekil 3). Kur’ân’da sulb olarak zikredilen sacral omurlar (S 1 ve S 5) arasındaki S 2 ve S 4 sinirleri ise, cinsiyet organlarındaki hazırlıkları başlatır.

    Spermlerin nakledilmesi; yaşamalarını ve hareketlerini sağlayan -bezlerin çalışması ve çeşitli kanallar için lâzım gelen salgıları yapan; bezlerin çalışmasıyla çeşitli kanalların açılıp kapanmasını sağlayan kasların hareketi ve suyun atımı sırasında cereyan eden kompleks süreçler- cinsiyet organlarına gelen sinir merkezleri tarafından yönetilir. Bu sebeple, meni ve yumurta atımının normal olması için, bu olaya katılan organlar ve bunları yöneten merkezî sinirler sağlam olmalıdır. Arabanın hareketi için benzinin püskürtülmesine, benzinin püskürtülmesi için de pedala basacak ayağa ihtiyaç vardır. Arabanın deposu ne kadar dolu olursa olsun, gaz pedalına basacak bir uyarıcı kuvvet olmazsa, araba hareket etmez. İşte Kur’ân’ın bu kuvveti ve yerini tarif şekli, anatomik gerçeklerle tam örtüşmektedir. Belki ileride üreme fizyolojisi ile göğüs kemikleri arasında bağlantı kuran mikro seviyede başka buluşlar da olabilir. Fakat anatomik olarak Kur’ân’ın tarif ettiği sulb ve terâib arasındaki yer, meniyi fırlatan refleks merkezleridir.

    Rabbimiz göğüs omurlarındaki ve ilk iki bel omurlarındaki merkezleri ile bunların aralıklarından çıkardığı sinirlerin başlangıcını, yani köklerini çok sağlam omurlarla korumuştur. Eğer omurilik zedelenmesi 11. ve 12. thorasic merkezden olursa, yahut birinci (L 1) ve ikinci (L 2) bel omurlarındaki ganglionlar (sinir düğümlerinin) damar bozukluğu neticesinde çıkarılırsa, atım olayı % 40 bozulur. Fakat omurilik, thoracal-1 (birinci göğüs) omurunun kırılmasıyla kesilirse, zedelenirse veya bu kısımdaki ganglionlar tam çıkarılırsa, meni atımı gerçekleşmez.

    İlmin, bilhassa tıp ilminin, çok geri olduğu bir çağda, hiçbir insan cesedi üzerinde anatomik çalışmanın ve fizyoloji deneyinin yapılmadığı, bilim tarihince sabit bir husustur. Yukarıdaki âyetin bugünkü anatomik bilgilerimize dayanan gerçeklerle örtüşmesi; Kur’ân’ın, bizi yaratan ve bedenimizi bizden daha iyi bilen Allah’ın kitabı ve Efendimiz (sas)’in de, Kur’ân’ı bize ulaştıran elçi olduğunu gösteren yüzlerce delilden biridir.

  6. Yukarıda anlatılan hususlar Tarık suresinin 7. ayetinde aslında ne denildiğini en iyi bir şekilde ifade ediyor. Bu bilimsel bilgi ‘Sızıntı’ dergisinin Şubat 2003 Yıl :25 Sayı :289 nüshasında Dr. Arslan MAYDA’nın “Kurandan Bir Hakikat Daha Sırt Omuriliği-Üreme Bağlantısı” isimli makalesinden iktibas edilmiştir…

Yorum yapın