DNA’nın Dili


2001 yılı şubat ayında insan Genom Projesinin sonuçları bir basın toplantısıyla dünyaya duyruldu. Bu toplantıda bir konuşma yapan dönemin ABD başkanı Bill Clinton “Tanrı’ın yaşamı yarattığı dili öğreniyoruz’’ diyerek başladığı sözlerini “Tanrı’ın en kutsal armağanının ne kadar harika, güzel ve karmaşık olduğunu daha yakından anlıyoruz’’ diyerek tamamlamıştı.

DNA’nın yapısı tüm bilim adamlarını hayrete düşürmüştü. Fakat bu yapının ötesinde insanları hayrete asıl nokta Clinton’un dediği gibi canlılığa ait bir dilin var olması oldu. Şimdi insan bedeninin yapı taşılarından başlayarak canlılığın dilini anlamaya çalışalım. Hücreler temelde proteinlerden oluşmaktadır. Proteinler ise aminoasid denilen moleküllerin belli şekillerde bir araya gelmelerinden oluşurlar.. Doğada bulunan 200 farklı aminoasidin içinden sadece 20 tanesi proteinlerde bulunmaktadır. İnsanlar varlığını sürdürebilmesi içinde bu aminoasidlerden oluşan proteinlerin hücrelerde sürekli üretilmesi gerekmektedir. Eğer bunlar üretilmezse ne hücreler kendilerini çoğaltabilir ne de varlıklarını sürdürebilir.

Hücrelerin çekirdeklerinde bulunan DNA’larda bu proteinlerin ne şekilde üretileceklerini gösteren bilgilerin saklandığı birer bilgi bankasıdır. DNA molekülü, etrafında döner bir merdiven gibi kıvrılmış iki iplikçikten oluşur. Özel olarak paketlenmiş olan bu DNA açılsaydı yaklaşık 2 metre uzunluğa ulaşabilirdi. DNA’yı oluşturan Bu merdivenin trabzanları şeker ve fosfat moleküllerinden meydana gelmiş olup, nitrojenli bazlardan oluşan basamaklarla birbirlerine bağlanırlar.

Merdiveni basamakları adenin (A), guanin(G), Sitozin (c) ve timin (T) isimli 4 farklı bazdır. İşte DNA’da bulunan bilginin alfabesini de bu 4 farklı baz oluşturur. Tüm DNA molekülü boyunca diziler bu bazlar sıralandığında ortaya son derece uzun bir yazı çıkmaktadır.
Eğer tüm bu bilgi ansiklobedi sayfalarında yazılmış olsaydı toplam 1milyon ansiklopedi sayfasını doldurabilirdi. Her gün, 24 saat boyunca, hiç durmadan, her saniyede insanın gen bilgilerinden bir tanesi okunacak olsa, bu işlemin tamamlanması için 100 yıl geçmesi gerekmektedir. DNA’daki bilginin kitap haline getirildiğini varsaydığımızda ise, bu kitapları üst üste koyduğumuz takdirde, kitapların yüksekliği 70 metreye erişecektir.

DNA kromozom adı verilen 23 çift özel bölümden oluşmaktadır. Eğer DNA ‘yı her biri ortalama yaklaşık 46 bin sayfadan oluşan 23 ciltlik bir dev ansiklopedi setine benzetirsek , her cildi de kromozoma benzetebiliriz. kromozomlar ise genlerden oluşmaktadır. Bunları da ansiklopedi içindeki cümleler gibi düşünebiliriz.

Her gen, karşılığı olduğu protein türüne göre, sayıları 1000 ile 186.000 arasında değişen nükleotidlerin özel bir sıralamada dizilmesinden oluşur. Genlerdeki bu harflerin sıralanışı özel üçlü sisteme göre olmaktadır. Her üçlü grup proteinin yapı taşı olan bir aminoasidi kodlar. Örneğin “ATT” bir aminoasidi kodlarken “AGA” farklı bir aminoasidi kodlamaktadır. 20 farklı aminoasidin birbirinden farklı kodları vardır. Her genin başında ise aynı zamanda her insan proteininin de başında bulunan metionin aminoasidini kodlayan üçlü grup bulunmaktadır. Genin sonunda ise proteinin bittiğini belirten özel bir üçlü grup bulunmaktadır. Bunu cümlelerin sonunda konulan nokta işaretine benzetebiliriz. Bunlar DNA’nın dilinin gramer kurallarından sadece birkaçıdır. Burada söz ettiğimiz kuralların gözle görülmeyecek kadar küçük hücrelerimizin içindeki çekirdeklerde saklı olan, açıldığında iki metre uzunluğu ulaşan bir iplikçiğin üzerinde bulunan toplam 3 milyar kimyasal harften meydana gelmiş olduğunu tekrar hatırlatmak istiyoruz. Şimdi bu noktada durup düşünelim.

İki metre uzunluğunda olmasına rağmen özel olarak paketlenerek hücre çekirdeğine sığdırılmış DNA kendi kendine oluşabilir mi? Böyle bir iplikçikte 1 milyon ansiklopedi sayfası bilgi kendi kendine oluşabilir mi? Bu bilgiye ait bir dil ve bu dile ait gramer kuralları kendi kendine oluşabilir mi? Bu üç sorununda cevabı elbette ki hayırdır. Üst üste duran üç tane taş görüldüğünde insanın aklına ilk gelen bunları birirnin bu şekilde yerleştirmiş olduğu düşüncesiyken, DNA’da böyle bir yapının, böyle bir bilginin ve gramer kurallarının kendiliğinden meydana geldiğini düşünmek akıl dışıdır. Burada üstün bir yaratılış ve tasarım vardır ve bizlere bir yaratıcının varlığını gösterir. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi? ( Fussulet Suresi, 53)

Sahip olduğumuz bedenimiz , onu oluşturan sistemler, onu oluşturan organlar, onu oluşturan dokular ve onu oluşturan hücrelerin herbiri bizim nefislerimizde Rabbimizin gösterdiği ayetlerindendir. Onun tüm yüceliği karşısında bize düşen ise sadece Rabbimize yönelmemizdir.

The Count of Monte Cristo divx Transformers: Revenge of the Fallen movie

I’ll Be Home for Christmas psp

Strange Planet hd

The 10th Kingdom movie download Love Is the Drug buy

The Adventures of Robin Hood psp Harriet the Spy full Goosebumps: The Scarecrow Walks at Midnight divx

Point of No Return

Şimdiye kadar 10 yorum var. »

  1. HARİKA BİR YAZI!!!BUNLARI GÖRMEYİP TANRIYI REDDETMEK AKIL DIŞIDIR!!!

  2. bioloji,astronomi,tıbbı,ilimleri bilen,kuranı,kerimi daha iyi anlar.Anlamamak.,duymamak,görmemek,demektir.

  3. DNA nın dizilişinin muhteşemliği kompleksliği bir yana dünyada DNA diye adlandırılan organik bilgi depolarının var olabilme potansiyelinin olması bile güzel delillerdendir.Ben buna en uzak delil diyorum.Orta uzaklıktaki delil de bana göre DNA nın dizilişinin muhteşemliğidir. En yakın delil ise Allah ın iletişimi olan kutsal kitaplardır.

  4. DNA’nın yapısı İnsan Genomu projesinden çok önceleri de biliniyordu. Watson-Crick modelini ortaya attığından beri DNA’nın moleküler yapısı tüm detayıyla ortaya çıkarılmıştır.

    İnsan genomu projesi bir insanın baz dizilimini ortaya çıkarmak amaçlıdır, ATTAGGC… gibi, bu 6 milyar harflik dizilim insanlar arasındaki benzerlikleri, genetik hastalıkları, proteinlerin görevlerini araştıran bilim adamları için bir altyapı hazırlayacak. Ama esas önemli olan hangi şifrenin görevinin ne olduğunu bulabilmektir.

    Evrimsel biyoloji insan genomu projesiyle de her zamankinden daha güçlüdür, bu bilim adamlarının hiçbiri “tanrının mucizesini” ortaya çıkarabilmek için bu çalışmayı yapmadılar. DNA’nın yapısı ve tüm canlı ve virüslerde de benzer oluşu, yaşamın ortak bir atadan evrimleştiğine en güçlü kanıttır.

    Bunu kullanmak isteyen politikacılar olabilir, ama onların da sizinle aynı dine, aynı tanrıya inanmadığını hatırlatırım.

    XXX
    Bakın bilimsel verilerden yola çıkarak önyargılı bir sonuca varıyorsunuz. Tüm canlıların DNA yapısının benzer özelliklerinin olması, aynı atadan evrimleştiklerinin neden güçlü delili olsun? Yaratıcı tüm canlıları aynı yapıdan yarattığının bir sonucu olarak düşünülemez mi?
    Üstelik ben bilinçli bir evrimsel yaratılış düşüncesine de çok olumsuz bakmıyorum. Benim darwinist evrim düşüncesine karşı çıkmamın nedeni ortaya konulan delillerin çok zayıf ve uydurma olmasıdır. Örneğin sizin bu en güçlü delil dediğiniz şey sadece yanlı bir yorumdur. En güçlü deliliniz bile ideolojik kaygıyla savunulan bir delil olunca, hiç bir inandırıcılığı kalmıyor.
    Evrim teorisine göre bazı senaryolar anlatılsa da, bilimsel olarak hiç bir şekilde desteklenemiyor. Cansız maddelerden canlılığın ortaya çıktığı iddia edilirke, gelişmiş tüm bilimsel imkanlara rağmen,bırakın tesadüfen meydana gelmeyi, laboratuar ortamımda bile böyle bir şeyin yapılamaması, bunun yanına bile yaklaşılamaması size garip gelmiyor mu?
    Bu açıdan en tatmin edici teori akıllı tasarım düşüncesi olduğunu düşünüyorum. Bunun delilleri de canlılığın her noktasında gözlemlenebiliyor. Özellikle DNA nın içinde paketlenmiş olan bilgi çok önemli bir tasarım kanıtıdır.
    Bence bu konuyu önyargılarınızla değil de, objektif bir gözle değerlendirmeniz en doğru tavır olur.
    Admin
    XXXX

  5. bu insan genomu projesinin direktoru olan unlu amerikali prof. Francis Collins hem Yaraticiya inanan teist bir insan
    ve hem de evrimin temelde Yaraticinin iradesiyle gerceklestigine inanan bir inancli bilimadami olmalidir.

    http://www.cnn.com/2007/US/04/.....index.html

    ayrica bunun disinda evrim dusuncesini temelde ve bircok yonleriyle destekleyen cok sayida musluman ve hristiyan bilim ve din adamlari mevcut olmalidir. bu baglamda Yaraticinin evrim mekanizmalarini kullanarak hayati “ol” emriyle kendiliginden baslatip daha sonra evrimsel bir cizgide gelistirmis olabilecegine isaret eden cok sayida ayetler mevcut olmalidir. (Ankebut 20 & Enbiya 30 & Nuh 13-14 & Enam 133 & Araf 69…)

    http://www.yenisafak.com.tr/di.....asa04.html

    http://www.kuranmuslumani.com/.....kamulyada/

    http://www.tempodergisi.com.tr.....ika/03636/

    ve belki de yine Allah her isini “ol” emriyle ve el degmeden ve dogal mekanizmalari kullanarak yaptigini kendi Kitabinda isaret etmis olmalidir. (Yasin 82 & Nur 43…)

    o halde, bunun ardindan dileyen butun bu el degmeden isleyen harika sistemleri ve mekanizmalari ve urunleri –kisacasi tum bu
    muazzam evrenimizi ve icindeki herseyi– Yaraticiya yorup bir dine inanir, dileyen Tabiata yorup hicbir dine inanmaz.
    dinde zorlama olmamalidir, dinsizlikte de zorlama olmamalidir.

    fakat butun bilim, ve evrim, ve big bang vs. gibi en onemli konular bu cercevede oncelikle butun insanligin –teist veya ateist– ortak bilimsel degerleri ve arastirma konulari olmalidir.
    bunun ardindan gelecek inanc noktasinda ise, farkliliklarimizi
    kabullenebilmeli ve hicbirimiz “despotlugu & baskiciligi” (teizm veya ateizm adina) asla benimsememeliyiz, kanimca.

    bu konularda teist & ateist & agnostik vs. arkadaslar arasinda yapilmis bazi uzun tartismalari ve cok degisik ve bazen
    cok faydali yazi & yorumlari incelemek isteyen tum arkadaslarin
    asagidaki su linklere ugramalarini da yurekten tavsiye ederim.

    http://www.mustafaakyol.org/ar....._durum.php

    http://www.mustafaakyol.org/ar.....anilir.php

    selam ve saygilarimla.

  6. Evrim’in mekanizmaları artık biliniyor. Yaratılışçıların en çok dillerine doladıkları tesadüf yani “mutasyon” bunlardan sadece biri. Diğerlerini de araştırmak isterseniz bir çok kaynakta bulabilirsiniz. Evrimi bütünüyle tesadüftür diye kestirip atmak bahsettiğim “akıllı tasarım”cıların ürünüdür. Bu kelimeyi bilimsel kaynaklara sokmayı daha başaramadılar. “Darwinist” evrim diye bir bilimsel kulüp yok, bilim bulgular kanıtlar üzerinde gelişir, değişir ve açıklanır. Darwin türleşmenin ve evrimin açıklamasını yapan ilk kişiydi, teorisi üzerinde değişimler olmuştur, ama bu iddialarının “eskidiği” anlamına gelmez.

    Francis Collins -dini inancı ne olursa olsun-, evrimin mekanizmalarının doğaüstü, tanrısal güçlerle gerçekleştiğini iddia etmiyor. Verdiğiniz linkleri okursanız bunu göreceksiniz. Onun kabul ettiği şey evrimin, yani ortak atadan türleşmenin yadsınamaz olduğu, ama bu ilk tasarımı ta tanrının yaptığı. Bir abiyogenesis uzmanı olmadığına göre istediği tanrıya inanabilir, bunda bir sakınca yok.

    Ama dini inancı ne olursa olsun tek tek tasarlanmış türler fikrini kabul etmek bir biyolog için çılgınlık olurdu. Bunu yapabilmek için yüzlerce yıllık bulguyu ve kanıtları hiç saymanız gerekli olur. Onlar da zaten “çılgınlar kulübünde” kendi savları peşindeler.

    “Abiyogenesis” yani inorganik maddelerden organik maddelerin sentezlenmesi konusunda da yine “negatif bilim”in örnekleri olan “hiç yapılmadı”, “laboratuvarda bile olmadı”, “daha bir canlı bile elde edemediler” türü söylemler revaçta.

    Henüz metabolizması olan bir hücre elde edilemediği doğrudur, ama Steen Rasmussen ,Jack Szostak, Craig Venter gibi bilim adamları abiyogenesis mekanizmaları üzerinde çalışıyorlar, bilim ve özellikle genetik ve biyoloji de son yüzyılda geliştiği gibi gelişirse önümüzdeki yüzyılda metabolizma ve canlılığı yaratmak mümkün olabilir. Dün nasıl laboratuar tüpünde monomerleri, aminoasitleri, peptitleri elde ettiysek yarın da ilk proto-hücreleri elde edebiliriz.

    Abiyogenesis hiç gerçekleştirilemese bile “akıllı tasarımcıların” tanrı vardı, ol dedi oldu, herşeyi o yarattı türü “inançları”, bilimsel temelden hep yoksun olacak…

    XXX
    Bu sözleriniz temenniden öte bir şey ifade etmiyor. Aslında itiraf tadında bir yorum olmuş. Siz evrim teorisinin iddialarını kesin bilimsel veriler olarak kabul ediyor ve bunları savunuyorsunuz. Cansız maddelerden canlı maddelerin meydana gelmesini bir gerçek gibi söylüyorsunuz. Bunun ileride yapılacağına karşı bir inancınız var. Bakın bu sizin bir inancınız. Bunu nasıl kesin bir doğru gibi pazarlayabilirsiniz.
    Sadece bir senaryo var ve bu senaryoya inanmak istiyorsunuz. Bu yapılmadı nasıl bunu bilim diye kabul edersiniz dendiğinde, ilerde yapılır diye darwinizme imanınızı ifade ediyorsunuz. Buradaki yanlışlığın bilmiyorum farkında mısınız?
    Ben bunun saçmalığını ifade etmek istiyorum. Evrim teorisinin tesadüfen olduğunu söylediği şeyin, tüm bilimsel imkanlara rağmen hala laboratuar ortamında yapılamadığını söylüyorum. Bunu nasıl bilimsel bir doğru olarak kabul ettiğiniz anlayamıyorum.
    Evrim teorisinin temelleri inanç üzerine kurulmuştur. Ateist kaygılarla bu teoriye iman edilir.

    Akıllı tasarımı iyi anlamamışsınız. Bu teori canlılığın bir tasarım sonucu olduğunu söyler. Bunun delillerini ortaya koyar. Canlılığın tesadüfen ortaya çıkamayacak kadar kompleks sistemler sahip olduğunu anlatır. Bunu yaparken de bilimsel metotları kullanır. Akıllı tasarım teorisi bilimin eksikliğinden değil, bilimsel çalışmalar sonucunda ortaya çıkan veriler sonucunda ortaya konmuştur. Örneğin Micheal Behe’nin bakteri kamçısı, kanın pıhtılaşması gibi konular üzerinde yaptığı çalışmaların bir sonucu olarak bu akıllı tasarım teorisi ve indirgenemez komplekslik kavramı ortaya konmuştur. Bu konuyla iligli bir yazıyı size tavsiye edeyim.
    Akıllı tasarım bir tasarımcının olduğunu söyler. Bunun nasıl olduğu konusunda bir şey söylemez. Siz ABD’deki hıristiyan yaratılışçılarla, Akıllı tasarım teorisini ortaya koyanları birbirine karıştırmışsınız. İkisi de bir yaratıcının olduğunu söyler. Ama klasik yaratılışçıların çıkış noktası Eski Ahit’teki Tekvin bölümüyken, Akıllı tasarım teorisini ortaya koyanların ise çıkış noktası bilimdir.
    Admin
    XXXX

  7. Yani ben de açıkçası anlayamıyorum evrim teorisi taraftarlarının neyi iddia ettiğini. Ben mi anlayamıyorum diyorum bazen bu teoriyi.. yoksa onlar mı idrak edememiş. gerçekten kafam karışıyor.Tesadüf faktörü çok küçük bir katkı yapıyor diyorlar, bakıyorum ortada tesadüf diye bir faktör olmasa hiçbir şey olamaz zaten iddia edebilecekleri. Zaten evrim tesadüf kelimesiyle açıklanamaz diyip buna sığınıyorlar, tamam belki kısmen doğru, ama teoriye bakıyorsunuz her boşluğu dolduran şey tasadüf. Bir de anlamadığım, bu tesadüf mekanizmasıyla birlikte diğer mekanizmaların bir sistemi oluşturduğunu nasıl kafalarında toparlayabiliyorlar, tasvir edebiliyorlar?Bunu en mükemmel insan beyni bile kurgulayıp emin olamaz.

  8. sn. ahmet arkadas, yine yukarida demissiniz:

    ———-
    Ama dini inancı ne olursa olsun “tek tek tasarlanmış
    türler” fikrini kabul etmek bir biyolog için çılgınlık olurdu.
    Bunu yapabilmek için yüzlerce yıllık bulguyu ve kanıtları hiçe saymanız gerekli olur. Onlar da zaten “çılgınlar kulübünde” kendi savları peşindeler.
    ———-

    fakat zaten yukarida –genetik alaninda dunya capinda en onde gelen bilim adamlarindan biri olan– Francis Collins’in de
    hem fosil bulgulari ve hem de dna uzerinde gunumuze dek
    yapilan calismalar ve bulgular sonunda

    “artik yadsinamaz kadar acik oldugunu” bildirdigi bu ortak atalardan
    gelme dusuncesini biz zaten kendi inandigimiz Kitabimizda da –eger dikkatli okursak– belki de onceden bulabiliyor olmaliyiz:

    **********
    size ne oluyor ki, Allaha gerekli saygiyi duymuyorsunuz?
    ve o sizi “etvaren” tarzinda yaratmis oldugu halde.
    (Kuran, 71/13-14)
    **********

    buradaki “etvaren” kelimesi Kuran’da ve arapcada
    hem (= asamadan asamaya) hem (= turden ture) hem (halden hale) anlamlarina gelmektedir.
    bugun yeryuzundeki tum canlilari onlardan evrimsel olarak
    tureyip-yayildiklari dusunulen “ortak atalara” gore –genetik ve anatomik yapilarini esas alarak– “asama asama” & “tur tur” & “hal hal” siniflandirabilen “phylogeny” dali belki de bu acidan bizim icin bizim inandigimiz bu yaraticinin bizlere kendi

    –oncelikle onun ol emriyle “el degmeden” orataya cikarip (yasin 82 & ankebut 20 & enbiya 30) ve daha sonra yine kendi vahyiyle “el degmeden” kontrol edip yonlendirerek (isra 44 & enam 59) kendi diledigi sekilde gelistirdigi–

    bu hikmetli “evrimsel yaratis mekanizmasini” aciklayan ve haber veren bir bildirisi olmalidir. su an bunu bu sekilde kabul eden cok sayida musluman din ve bilim adamlari mevcut olmalidir. (yukaridaki ilk yazimda vedigim bazi linkleri inceleyebilirsiniz)

    ve hatta akilli tasarimci michael behe de bu “ortak ata” fikrini
    kismen (veya belki de tumden) kabul etmis olmalidir yakin bir tarihte, eger cok yanilmiyorsam.

    bunun disinda, yaraticinin yeryuzundeki butun canli turlerini bizzat “kendi ellerini” kullanarak ve sadece bildigimiz “6 gun icinde” ve sip-sak “ayri ayri” yarattigini
    –ve ozellikle insan turunu de bunun sonunda ve tam 6. gunde ve
    cok ayrica ve sip-sak, evrimden tamamen munezzeh nitelikte,
    Kendi Suretinde–
    yarattigini dusunen evanjelik hristiyan “yaratilisci dusunce” mevcut olmalidir. bunun kokleri incil-tekvin kitabinin 1. bolumunde anlatilan “yaratilis hikayesine” dayanmaktadir temelde. (bkz. incil-tekvin 1/1-30)

    Kuran’da ise yine yeryuzunde ilk canliligin –muhtemelen “suda” ve en basit organizmalarla baslatilarak– ortaya cikarilmasi ve bundan sonra “dalli budakli bir evrimsel surec icinde” yayilip gelistirilmesi ve bunun sonunda “insan” turunun –muhtemelen insana benzer bazi insanimsi turlerin ardindan bir halife olarak– ortaya cikarilmasinin yuce Allahin vahyi ve iradesiyle “cok uzun devirler” (= hiynun min eldehri) icinde meydana getirildigine ozellikle isaret edilmis olmalidir. (ankebut 20, enbiya 30, nuh 13-14, 6/133 & 2/30, insan 1)

    kisacasi bu tip bir “evrim” temelde Allahin cok hikmetli bir “yaratis mekanizmasi” olarak algilanmaktadir, yukarida cok kisaca iletmeye calistigim bu bakis acisini benimsemis bircok teist din ve bilim adamlari tarafindan.

    siz “evrimin” sadece ateizmi destekledigine ve bu prosedurun ustunde hicbir yonlendirici hikmetli bir “ilahi guc” olmadigina inanmayi tercih ediyorsaniz, bu sizin tercihinizdir. biz elbette hic kimseyi bu dine & bu anlayisa inanmaya mecbur kilamayiz.

    fakat tum bu harika planlarin ardinda ve tum yeryuzunde ve tum evrende ve boyle harika bir evrim dusuncesi sonucu ortaya cikarilmis olabilecek tum canlilarda gordugumuz butun “hikmet & zeka & kudret & akil” urunu olduklari izlenimi uyandiran yapilasmalarin arkasinda bir gizli “en hikmetli & en zeki & en akilli & en kudretli” bir yaraticinin olduguna inanmak da bizim tercihimizdir. bu ihtimal de kanimca hicbir zaman asla yadsinamamalidir.

    tekrar selamlarimla.

  9. Hz.Alini cok güzel sözü var bu konu hakkinda “Sen kendin kücük sanarsin ama tüm alem senin icinde gizlidir” fazla söze ne hact bu her seyi anlatmiyormu zaten

  10. sayin ahmet arkadas, yukarida yine demissiniz:

    ———-
    Abiyogenesis hiç gerçekleştirilemese bile “akıllı tasarımcıların” tanrı vardı, OL DEDI OLDU, herşeyi o yarattı türü “inançları”, bilimsel temelden hep yoksun olacak…
    ———-

    burada oncelikle belirtmek isterim ki,
    Kurana gore yuce Allah bu “ol” emri vasitasiyla
    bir sihirbaz gibi hokus-pokus veya
    abra-kadabra seklinde yaratis gerceklestiriyor
    olmamalidir kesinlikle.

    fakat bu “ol” emrinden sonra
    hersey Onun daha onceden en ince ayrintisina
    kadar planlayip-takdir ettigi sekilde
    ve Onun daha onceden yarattigi ilahi mekanizmalar
    (= doga & fizik kanunlari) cercevesinde
    Onun vahyinin mutlak kontrolu altinda
    kendiliginden gelisip Onun diledigi sekilde
    ve Onun takdir ettigi bir zaman diliminde
    gerceklesip “oluyor” ve boylece tamamlaniyor olmalidirlar.

    ornegin bizim inancimiza gore,
    Allah butun evrene de bundan yaklasik 14 kusur
    milyar yil once bu “ol” emrini yoneltmis
    ve daha sonra evrenimiz buna binaen big bang
    yani buyuk patlama ile baslamis ve hala da
    butun hiziyla genisleyerek devam ediyor
    olmalidir. (enbiya 30 & zariyat 47)
    ve ileride daha da genisleyerek
    en genis boyutuna ulastigi zaman,
    ancak o vakit Allahin bu “ol” emrinin tecellisi olarak,
    Onun takdir ettigi bir zaman dilimi icinde,
    tamamen “olmus” ve tamamlanmis olacak olmalidir.

    yine Allah demiri yaratmak istedigi zaman
    bu “ol” emrini kullaniyor
    ve daha sonra yildizlarda vuku bulan bir
    elementsel evrim sureci icinde
    en basta en basit olarak “hidrojen & helyum…
    seklinde baslayip –Onun vahyi ve kontrolu altinda–
    devam eden bir prosedurun en sonlarina dogru
    bu demir ortaya cikiyor ve Allahin izni ve takdiriyle
    milyonlarca yil icinde boylelikle “olmus”
    ve tamamlanmis oluyor olmalidir. (yasin 82 & hadid 25)

    yine bizim inancimiza gore, ornegin her insanin
    dunyaya gelirken
    Allahin bu “ol” emri sonucu ilk olarak
    ana rahminde –sperm ve yumurta
    hucrelerinin birlesmesiyle– baslatildigini
    ve daha sonra yaklasik dokuz aylik bir sure
    icinde –Onun takdir ettigi, kontrol edip
    yonlendirdigi, yonettigi– bu prosedur icinde
    “olmus” hale getirildigini
    dusunebiliriz. (yasin 82 & zumer 6)

    ve yine yeryuzunde butun canliligin da
    en basta Onun bu “ol” emri vasitasiyla
    suda ve en basit organizmalarla baslatildigini
    (ankebut 20 & enbiya 30) ve daha sonra yine
    Onun vahyi ve kontrolu altinda
    dalli budakli evrimsel bazi asamalar
    halinde yine “el degmeden” gelistirildigini
    (nuh 13-14) ve bu prosedurun en sonlarina dogru
    insan turunun ortaya cikarildigini (insan 1)
    ve bundan sonra dahi tum turler
    ve insan turu icinde dahi evrimin Allahin
    izni ve gozetimi altinda
    ve ancak Onun diledigi sekilde
    mumkun olabilecegini (ibrahim 19 & enam 133)
    ve boylelikle yeryuzundeki tum canliligin
    Onun takdir etmis oldugu cesitlilik icinde “olmus”
    ve tamamlanmis olacagini dusunebiliriz.

    dolayisiyla, bu Kuran ayetinin mealini
    daha dogru bir sekilde mota mot
    soylece vermek istiyorum burada:

    **********
    ..o (Allah) bir isi planlayip-bitirdigi (= qada emren)
    vakit, ona sadece “ol” der
    ve o da (onun daha onceden en ince ayrintisina
    kadar planladigi o sekilde ve yonde)
    derhal olmaya baslar. (ali imran 47)
    **********

    fakat elbette butun bu yaratis
    ve bunun uzerinde hakim oldugu dusunulen
    bu kudretli yaratici bir “inanc” olarak
    anlatilmaya devam edilmelidir,
    ve dileyenler tarafindan iman edilmeli
    ve takip edilmelidir;
    fakat bu inanc “bilimi” kendisine referans
    alan bir “inanctir” ayni zamanda
    bircok temel ve kritik hususlarda,
    bu da asla goz ardi edilmemelidir.

    su dort ana husus Kuran’da daha en bastan
    ve acikca bildirilmis olmalidir ki,
    bu konularda “bes duyumuz” ile tesbit edebilecegimiz
    somut bir delil dunyanin sonuna kadar
    hicbir zaman verilmeyecek olmalidir,
    bu sebeble bunlara gaybi (= bes duyu ile algilanamayan
    & bes duyunun ustunde olan) olarak iman edilmesi
    oncelikle sart kosulmus olmalidir,

    1) Allahin kendisi asla
    bes duyu ile tesbit edilemez. (enam 103)

    2) Allahin melekleri asla
    bes duyu ile tesbit edilemezler. (vakia 84-85)

    3) Allahin butun evrenle ve icinde olan herseyle
    olan kesintisiz vahiy, emir ve iletisimi asla
    bes duyu ile tesbit edilemez. (isra 44 & fussilet 10…)

    4) ahiret boyutu asla
    bes duyu ile tesbit edilemez. (muminun 99-100)

    bundan dolayi, elbette temelde din ve
    bilim bu acidan & bu sebeple farkli disiplinler
    olarak kalacak olmalidirlar.
    fakat dileyenler elbette bilimden dine
    veya dinden bilime saglikli referanslar yapabilme
    hakkina her zaman sahip olmalidirlar.
    dileyenler de sadece bilim boyutunda kalma
    ve dine girmeme hakkina sahip olmalidirlar.
    dinde asla zorlama olamaz,
    bizim Kuran inancimiza gore. (bakara 256)

    bunun disinda ise, bugun big bang
    veya evrim gibi cagimizin en onde gelen
    bilimsel arastirma konularini daha en basta
    kokten ve temelden reddeden “evanjelik hristiyan dusuncesi” mevcuttur. (bu dusunce amerika birlesik devletlerinin
    gunumuzdeki kulturel ve politik hayatini da derinden
    etkileyen ve yonlendiren ve basta amerika olmak uzere
    dunyanin bircok ulkelerinde cok guclu, derin ve
    etkin bir hristiyan harekettir malesef)
    bu evanjelik dusuncede yukarida bir
    miktar inceledigimiz sekilde “ol” emriyle
    ve el degmeden ve dogal kanunlari
    kullanarak ve asamalar halinde yaratan
    kudretli ve hikmetli bir yaratici fikri yoktur asla.

    fakat bu inanisa gore,
    baslangicta tum evreni ve dunyayi ve
    tum canli turlerini bizzat kendi elleriyle
    toplam 6 gun icinde sip-sak
    ve kesinlikle duragan olarak –ne evrende
    ne canlilikta hicbir gelisim ve evrim soz
    konusu olmayarak– yaratmis olan bir Tanri
    inanci mevcut olmalidir. (incil-tekvin, 1/1-30)
    cunki bu inanisa gore
    Tanrinin bizzat kendi Suretinde
    yarattigina inanilan tum insan turunu (tekvin 1/27)
    elbette bizzat kendi ellerini kullanarak
    bir anda ortaya cikarmis olmasi
    ve daha oncesi ve sonrasinda da her
    turlu degisim ve evrimden kesinlikle uzak
    tutmus olmasi

    -–cunki daha en basta evrim kanaliyla
    kademeler halinde ortaya
    cikarilmis olabilecek olan ve hala da her an evrime
    acik olabilecek olan bir tur nasil olur da

    ezelden ebede kadar daima bir anda ve her anda
    butun olarak
    ve her turlu evrimden & degisimden kesinlikle
    munezzeh olarak
    ezeli ve ebedi sekilde kaim duran bu mukemmel Allahin
    suretinde olabilir??–-

    en uygun dini anlayis olarak kabul edilmektedir.

    bu cok uzun, derin ve dini acidan
    belki de hepimizi cok yakindan ilgilendirmesi
    gereken en kritik bir konu olmalidir.
    bu acidan belki daha sonra biraz daha
    derinden inceleyebiliriz
    bu carpik evanjelik hristiyan yaratilisci dusunceyi
    hep birlikte, Kuran isiginda, insallah.

    selamlarimla.

Yorum yapın