RİCHARD DAWKİNS’İN YANILTMASI

RİCHARD DAWKİNS’İN YANILTMASI
350px-richard_dawkins_tanri_yanilgisi.jpg
Richard Dawkins’in son kitabına koyduğu isim “Tanrı Yanılgısı” ( The God Delusion) oldu. Çıkar çıkmaz en çok satan kitaplar listesinde yer aldı. Yurt dışında olduğu gibi bu kitap ülkemizde de bir çok baskı yaptı. Dinlere getirilmiş ciddi bir eleştiri olarak lanse edildi.
Daha önceki kitaplarında ağırlıklı olarak Evrim Teorisi’nin savunmasını seçen yazar, bu defa dinleri eleştirmeyi seçmiş.. Bunu yaparken somut deliller yerine, kelime oyunları ve aldatmalar ile okuyucu yanıltmaya çalışmış.
Yazar Kitapta Tanrı’nın olmadığı ve sosyal yaşam içinde insanların Tanrı inancına aslında ihtiyacı olmadığını anlatamaya çalışmakta.

HAYAL EDİN
Kitabın girişinde yazar “Hümanist” düşüncenin “milli marşı” olarak kabul edilen İmagine (Hayal edin) isimli şarkıdan esinlenerek, bir hayal Kurmuş. Bu hayalini Dawkins şöyle ifade ediyor:

John Lennon ile birlikte dinin olmadığı bir dünya hayal edin. İntihar bombacılarının, 9/11’in, 7/7’nin, Haçlı seferlerinin, cadı avlarının, Barut Komplosunun, Hintlilerin ve Pakistanlıların ayrılmalarının, İsrail- Filistin savaşlarının, Sırp- Hırvat- Müslüman katliamlarının, “İsa katilleri” yakıştırmasıyla Yahudilere yapılan eziyetlerin, Kuzey İrlanda sorunlarının, “namus cinayetlerinin”, saf insanların paralarını ellerinden alarak onları soyup soğana çeviren parlak takım elbiseli kabarık saçlı televanjelistlerin olmadığını hayal edin. ( Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı, Aralık 2007, 4.baskı, Kuzey Yayınları, sf. 10)

Bu listeyi uzatan Dawkins dinin olmadığı bir dünya hayal edildiğinde hiçbir sorunun olmayacağı ve insanların barış içinde mutlu yaşayacağını sonucuna varıyor.
Gerçekten böyle olabilir mi? Dinler olmasaydı insanlar mutlu olur, hiç savaş olmaz mıydı?
Tabi ki bu sadece bir hayal, üstelik çıkış noktası da gerçeklerden oluşmayan bir yalan.
Yazar çok ciddi bilgi eksikliği ile bu yorumları yapmış, daha doğrusu okuyucuyu eksik bilgi ile yanıltmaya çalışmış.
Dünya savaşları hakkında kısa bilgisi olan bir kişi bu hayalin çıkış noktasının yanlış olduğunu kolaylıkla anlayabilir. . Örneğin1. dünya savaşı gibi, 2. Dünya Savaşının da motivasyon kaynağı kesinlikle din değildir. Aksine din karşıtı olan Hitler gibi, Stalin gibi, Musolini gibi liderlerin çıkarttığı ve komünizm, Faşizm gibi ideolojilerin neden olduğu savaşlardır. Sadece bu savaşta kıta Avrupa’sında 50 milyondan fazla insan ölmüştür.
2. Dünya savaş sonrasında Stalin, Mao, Pol Pot gibi ateist liderlerin yaptığı katliamlarda ölen insanların sayısı hala belirsizdir.
Richard Dawkins “Bazı ateistler kötü eylemler sergileyebilir ancak bu kötülükleri ateizm adına yapmazlar” ( a.g.e sf. 262) diyerek konuyu kapatmaya çalışsa da, aynı hoşgörüyü neden din için göstermediği anlaşılamamaktadır.
Ayrıca kurduğu mantık da yanlıştır. Gerek Hitler olsun gerek Stalin olsun, Sosyal Darwinzmi kendisine bilimsel temel alarak ideolojilerini kurmuş ve bu kanlı eylemlerini gerçekleştirmiştir.
Hitlere göre evrimi son ürünü olan “Ari Irk” yaşam mücadelesinde üstün gelip, tüm dünyayı yönetecek ve bin yıllık Alman İmparatorluğunu kuracaktı. Diğer zayıf ırklar ise yaşman mücadelesini kaybedip, elimine olacaklardı. Bunun için Alman bombaları altında ölen insanlar doğal seleksiyonun bir sonucuydu ve güçlü olmadıkları için yaşamayı hak etmiyorlardı. Yine Stalin gibi komünist liderler milyonlarca insanı ölüme gönderirken kendisini bir ateist olarak haklı görüyordu.
Her düşünce olduğu gibi Din de bir motivasyon aracı olarak kullanılabileceği açıktır. 9/11 ve 7/7 eylemlerini yapan kişiler din ile motive edilmiş olabilirler. Fakat onların yaptığı bu eylemi dünya üzerinde kaç Müslüman tasvip etmektedir? Bir insanı kurtarmanın dünyaları kurtarmakla eş değer olduğunu söyleyen Kuran ayetlerine göre böyle bir eylem, dini açıdan kabul edilebilir mi?
Bu tarz eylemler 10’larca yıldır İslam dünyasına yapılan saldırı ve sömürüye karşı verilmiş olan yanlış tepkilerdir. Bu saldıralar dini değerler açısından kabul edilir bir tarafı yoktur.
Bence ne bu eylemlerde ne Pakistan- Hindistan bölünmesinde, Ne de Sırp- Hırvat- Müslüman katliamlarında gerçek neden din değildir. Bunlar dinin yanlış bir şekilde motivasyon aracı olarak kullanılmasıdır.
İnsanlar hata yaparlar, dine inandığını söyleyen insanlar da hata yaparlar. Din zaten bunun için vardır. İnsanların hatalarını göstermek ve doğru yola onları iletmek için bir rehberdir. Dinler sayesinde tarih içinde insanlar medenileşmiş, bir hukuka sahip olmuşlardır. Tarih içinde medeniyet kurmuş dinsiz bir toplum örnek verilebilir mi?
Dolayısıyla Dawkins’in dediği gibi dinleri kaldırdığınızda ortaya bir barış toplumu çıkmaz. Aksine dinler sayesinde insanlar belli ahlak normlarına sahip olmuş ve medeniyetler kurmuşlardır.

YAŞAM YERYÜZÜNDE NASIL BAŞLADI?
Yazarın Allah’ın varlığını inkar etmek için sığındığı konu evrimdir. Canlılığın tesadüfen ortaya çıktığını vurgulayan Dawkins, insanlığın var olması için bir Tanrıya ihtiyaç olmadığını ve kendiliğinden oluştuğunu anlatır. Fakat durum bu kadar basit değildir.
Evrim teorisi açısından cevaplanması en zor olan soru herhalde yeryüzündeki yaşamın başlangıcı hakkındadır. Dawkins bu konuda hayal kurmanın ötesine geçip, kitabında kesin kabullerde bulunmaktadır. Nasıl olduğu belli olmayan bir konuyu, gerekleşmiş gibi kabul ederek okuyuculara aktarmaktadır.
Aslında Dawkins itiraf tadındaki bu cümlelerinde, Evrim Teorisinin içinde bulunduğu önemli bir açmazı ifade etmektedir.

Yaşamın başlangıcı, şüphe duyanlar için söylemek isterim ki araştırma konusu olarak gelişmekte olan bir konudur. Bu araştırmanın ilgili uzmanlık alanı kimyadır ve bu benim alanım değildir. Gelişmeleri çok büyük bir merakla kenardan izlerim ve önümüzdeki birkaç yıl içinde eğer kimyacılar laboratuarlarında yeni bir yaşam başlangıcını başarılı bir şekilde yeniden gerçekleştirdiklerini bildirirlerse hiç şaşırmam. Ancak yine de bu henüz gerçekleşmedi ve bu gelişmenin olasılığı oldukça düşük olduğunu söylemek mümkündür ve bu her zaman böyledir; gerçi bu bir kez gerçekleşti. ( A.g.e,sayfa 133)

Yaşamın nasıl olup da meydana geldiği konusunu 21. yüzyılda bilimi için hala bilinmezdir. Evrimciler bunu bir ön kabulle olmuş gibi gösterirler. Bunun farkında olan Dawkins canlılığın oluşumu konusunda bir gelişmenin de olmasının çok düşük bir ihtimal olduğunu ifade etmektedir. Fakat cümlenin sonunda bunun bir kere gerçekleştiğini de vurgulamaktan geri durmamaktadır.
Dawkins kitabında yer yer bilimsel ifadelerle yazısını süslese de, bu örnekte olduğu gibi, bilimin ötesinde bir inancının olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm teknik imkanlara rağmen cansız maddelerden canlı bir maddenin üretilememesine, bu konuda herhangi bir fikrin olmamasına, bunun mekanizmasına ilişkin en ufak bir kanaatin oluşmamasına, yapılan tüm araştırmaların ileriye dönük olarak da bir ümit vermemesine rağmen Dawkins, geçmişte bunun bir defa olduğunu rahatlıkla söylemektedir.
Bu bir dogmadan başka bir şey ifade etmez. Dawkins ateist kaygılardan dolayı, bir şeye inanmış ve bunu doğru olarak varsaymaktadır.
Oysa bilim bunun aksini bize göstermektedir. Günümüz bilimine göre cansız maddelerden canlı bir madde meydana getirilememiştir. Böyle bir işlemin yanına bile yaklaşılamamıştır.

AKILLI TASARIM
“Akıllı Tasarım” Teorisi canlılığın bir tasarım ürünü olduğunu ortaya koyan bir teoridir. Günümüzde bu teoriyi destekleyen bir çok bilim adamı bulunmaktadır. Canlılıktaki tasarım örneklerinden yola çıkılarak geliştirilen bu teoriye göre, organizmaların sahip oldukları kompleks yapılar kademe bir evrimle oluşamaz. Bu “İndirgenemez Komplekslik” kavramıyla ifade edilmektedir. Bu kavrama göre, örneğin bir fare kapanını oluşturan parçalar tek başlarına bir şey ifade etmezler. Bu parçalar bir arada varlarsa kapanı oluşturur ve işlev görürler. Parçalardan birini çıkartırsanız, kapan bir işe yaramaz. Bunun gibi canlılıkta da benzer mekanizmalar gözlemlenmektedir.
Bu kavram ilk defa ABD’li bir mikrobiyolog olan Micheal Behe tarafından ortaya atılmıştır. Kaleme aldığı “Darwin’in Kara Kutusu” isimli kitabında da bu konuyu işleyen Behe, gözün yapısı, bakteri kamçısı ve kanın pıhtılaşma mekanizması gibi konularda örnekler vermektedir.
Dawkins Evrim Teorisi karşısında gittikçe güçlenen bu teoriyi bazı açıklamalar getirerek kitabında çürütmeye çalışmaktadır. Fakat verilen örnekler bir açıklamadan çok, yanıltma amaçlıdır. Akıllı Tasarıma getirdiği eleştirisini kitabında şöyle ifade ediyor:

Yarım gözün faydası nedir? Ve yarım kanadın faydası nedir? Sorularının her ikisi de “indirgenemez karmaşıklı” kavramının tanımlanmasıyla ilgilidir. İşleyen bir birimin parçalarından birinin çıkartılması eğer tüm birimin işlemesini engelliyorsa, bu birimin indirgenemez komplekslik olduğunu gösterir. Bunun hem göz, hem de kanatlar için bariz bir durum olduğu düşünülür. Ancak bu sanıları dikkatlice gözden geçirmeye vakit tanıdığımızda yanlışlığı hemen fark ederiz. Göz lensi ameliyatla çıkartılmış bir katarakt hastası gözlükleri olmadan net göremez ancak bir ağaca çarpmayacak, bir uçurumdan düşmeyecek kadar iyi görür. Bir yarım kanat gerçekten de tam bir kanat gibi değildir. Ancak hiç kanat olmamasından iyidir. Ağaçtan yada belirli bir yükseklikten düşüşünüzü hafifleterek hayatınızı kurtarabilir. … yüzde 1 den yüzde 100’e kadar olan her bir kanat kendine özgü bir yumuşak düşüş avantajı sağlamalıdır.
…. Böylece gözlerin ve kanatların kesinlikle indirgenemez karmaşıklık olmadığını gördük; ancak bu ayrıntılı örneklerden kazanmamız gereken genel ibrettir. (A.g.e,Sayfa:120/121)

Her ne kadar Dawkins “Böylece gözlerin ve kanatların kesinlikle indirgenemez karmaşıklık olmadığını gördük” dese de, durum hiç de ifade ettiği gibi değildir. Gözde lensi çıkartmak yerine, kornea, sinir tabaka, retina, beyne giden görme sinirleri yada beyindeki görme merkezini çıkartarak aynı iddiasını niye sınamamaktadır.
Bunun sebebi çok açıktır. Yukarıda saydığım organellerden herhangi birisini çıkarttığınızda göz hiçbir işe yaramaz. Göz göremez. Dolayısıyla bu organellerin zaman içinde gelişerek gözü oluşturduğu düşüncesi dayanaksız kalmış olur. Aksine bu organellerin gözden çıkarıldığında görme işleminin son bulması, gözün indirgenemez kompleksliğe sahip bir organ olduğu, dolayısı ile bir tasarım ürün olduğunu bize gösterir.
Göz gibi diğer tüm organlarda da tasarım örnekleri mevcuttur. Sadece organlarda değil, Hücrelerin içinde de benzer mantıklara sahip çalışan sistemler vardır. Bu konuyla ilgilenenler Behe “ Darwin’in Kara Kutusu” isimli kitabını özellikle tavsiye etmek isterim.
Kanat içinde kademe gelişme konusunda bir çok sorun vardır.
Dawkins kanadı oluşturan tüycüklerin sahip olduğu kancalı sistemin yapısını atlayarak sadece kanat boyutundaki kademeli değişimi açıklamaya çalışmaktadır. Tek bir tüyün sahip olduğu yapı ve tüyü oluşturan parçacıklar da onun indirgenemez kompleksliye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda Prof . David Berlinski’nin kanadı oluşturan tüy ve onu oluşturan parçacıkların sahip olduğu tasarım ile ilgili çalışmaları ve makaleleri mevcuttur. www.discoveryinstitute.com adresinden İngilizce makaleler bulunabilir.
Tüyün yapısındaki tasarımı geçsek bile Dawkins’in açıklamaya çalıştığı kanatın boyutundaki değişimle ilgili de başka bir sorun vardır. Örneğin ön ayağını kaybedip, onun yerine yarım kanat sahibi olan bir canlı nasıl bir avantaj sağlamaktadır? 4 ayağa sahip bir sürüngen hızlı hareketi sayesinde hem düşmanlarından kaçabilecek, hem de avlanabilecektir. Yarım kanata sahip bir sürüngen ağaçtan düşüp, zarar görmesi engellenirken bir fayda sağlasa da, ön ayaklarını kaybettiği için hızlı hareket edemeyecektir. Böylece ne düşmanlarından eskiye göre kaçabilir, ne de avlarını eskisi gibi yakalayabilir. Bu onun için yarım kanatın getirdiği avantaja göre çok büyük bir dezavantajdır. Zaman içinde büyüyen kanatlar düşerken onu yavaşlatacak, fakat düşmanlarından kaçarken yada avını kovalarken engel olacaktır.
Dolayısıyla Dawkins’in söylediği gibi indirgenemez komplekslik konusunda evrimci bakış açısıyla bir açıklama getirdiği doğru değildir.
Akıllı Tasarım teorisi bilimsel gelişmeler sonucunda ortaya çıkmış bir teoridir. Yapılan araştırmalar evrimin iddia ettiği gibi bir gelişmenin olamayacağını bize gösterir. Canlılıktaki tasarımın ötesinde, hücre çekirdeği içinde var olan bilginin de evrim için ikinci büyük açmazı oluşturmaktadır. Cansız ve şuursuz maddelerin bir araya gererek DNA gibi 3 milyar harften oluşan bir bilgiyi oluşturamaz. Bu ve benzeri bir çok örnek Evrim Teorisinin anlattığı senaryoları çürütürken, bir yaratıcının varlığını açıkça bize göstermektedir.

DUA DENEYİ
Dawkins kitabında bir çok yanlış ve yanıltıcı mantık kurduğu yerler bulunmaktadır. Hepsini teker teker ele almak çok vakit alacağından özellikle en abuk bulduğum, ‘dua’ üzerine yazdığı bölüme değinmek istiyorum.
Dawkins duanın bir anlamı olmadığı dolayısıyla bir Tanrı’nın olmadığı sonucuna varmak için bir deneyden söz eder. Buna göre farklı iki grup seçilir ve bir kısmına dua edilip diğer kısmına dua edilmez. Böylece duanın etkisi sınanmak istenir:

Bu deneyin kitaba uygun olabilmesi için double- blinded prosedürüne uyulması gerekir ve bu kurala katı biçimde uyulmuştur. Tam anlamıyla rastgele hastalar seçilen hastalar belirlenir. İlk grup denek grubu( dua edilen) diğeri ise kontrol grubu olarak belirlenir ( dua edilmeyenler). Ne hastalar, ne doktorlar, ne de hasta bakıcılar ne de denekler hangi hastalara dua edileceğini ya da hangilerinin kontrol üyesi olduğu bilinmez. Ancak deneysel duayı edenlerin her kim için dua ederlerse isimlerini bilmeleri gerekir; aksi takdirde, belirlenen kişiler haricindeki ilgisiz kişiler için dua etmenin ne anlamı olurdu? Ancak duacılara hastaların yalnızca ön isim ve soyadının ilk harflerini vermek yeterlidir. Görünüşe göre bu sayede Tanrı doğru hastane yatağının yerini tam olarak saptayabilecekti. ( A.g.e,sayfa 65)

Sonuç tam Dawkins’in istediği gibidir. Duanın hiçbir etkisi olmamıştır. Dolayısıyla ona göre bu sonuçla Tanrı yoktur. .
Eğer deneyin temelini yanlış bir kavramın üzerine kurarsanız sonuçlarınız da yanlış olur.
Dua sadece belli bir sözcüğün ifade edilmesi değildir. Din böyle bir şey ilk başta zaten öngörmez. Yani tanımadığınız, hiç görmediğiniz, varlığından bile emin olmadığınız, sadece adını bildiğiniz bir kişiye dua edeceksiniz, sonra bunun etkili olup olmadığını gözlemleyeceksiniz. Dinin dua tanımı zaten bu değildir.
Kuran’da duayı Allah Kuran’da şöyle açıklar:

Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (7,Araf Suresi, 55)

Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden….(27, Neml Suresi, 62)

Dolayısıyla dua sadece söz değildir. Bir kişinin hiç bilmediği, tanımadığı, sadece adını bildiği bir kişi için dua etmesi, ne derece dinin dua tanımına uyar? Dinin vaaz etmediği bir şey ile dinin sınanmaya çalışması açık bir mantık hatasıdır.
Ayrıca dua son derece göreceli bir konudur. Dua edilmeyen grup içinde bulunan hastalar kendisine dua edip etmediğini neye göre ölçülebilir. Bu grupta olan kişilere dua eden olmamasına rağmen bu kişiler hastalıklarından dolayı sıkıntı çekip içli bir şekilde Allah’a dua etmiş olabilirler. Samimi bir şekilde kendi sıkıntısı için Allah’a dua eden, fakat dua edilen grubun içinde olmayan kişiye Allah karşılık vermiş olabilir.
Ayrıca dua eden kişilerin inançları neye göre tesbit edilmektedir. Bu kişiler bir dine inandıklarını söyleseler de yanlış bir dini kavrayışları olabilir. Yada tümüyle inançsız olup, sadece bu deney için belli cümleleri tekrarlıyor olabilirler.
Dolayısıyla bu deney baştana aşağı eksik bilgi ve mantıksızlıklar üzerine kurulmuştur. Dawkins’in örnek verdiği bu subjektif deneyin dışında bu konuda yapılmış daha objektif yayınlanmış deneyler vardır. Bu yayınlarda dinin insan sağlığı üzerindeki etkisi açıkça ortaya konmaktadır. Bu konuda detaylı bilgi edinmek isteyenlere Patrick Glynn in yazdığı ve Gelenek Yayınları tarafında basılan “Kanıt” isimli kitabın “sağlık- inanç ilişkisi” bölümü tavsiye etmek istiyorum.

KİTABI MUKADDES VE KURAN
Dawkins kitabının Kitab-ı Mukaddes eleştirisine de yer vermiştir. Bu eleştirilerin büyük bir kısmı haklı gerekçelere sahipken, bir kısmı da ise kasıtlı çarpıtmalar mevcuttur.. Kitab-ı Mukaddeste tahrif edilmiş ve yanlış bir çok inanç ve konu ilave edilmiştir. Bunları Müslümanlar da kabul etmemektedir. Kitabı Mukaddes’e yönelik eleştirilere burada girmeyeceğim.
Kuran ve İslam üzerine ise Dawkins çok sınırlı ve yüzeyler bilgileri olduğu yorumlarında anlaşılıyor. Kitabında Kuran hakkında şöyle bir yorum yapmaktadır:

Ne yazık ki Kuran’daki barış yanlısı pasajlar, genelde sadece ilk bölümdedir, yani Muhammed’in Mekke’de olduğu zamanlar. Daha kavgacı satırlar kitabın sonraki bölümlerindedir. Medine’ye kaçması ile başlar. (a.g.e, sf. 291)

Tahmin ediyorum Dawkins bu satırlarda ifade etmeye çalıştığı düşünceleri, Kuran’ı okuyarak elde etmemiş, onun hakkında okuduğu yorumlardan almaya çalışmıştır. Okuduğu bu yorumları da yanlış anladığını düşünüyorum.
Kuran’a yönelik olan bu iddia aslında şöyle.

İlk inen ayetler barış yanlısı iken, daha sonra inen ayetler savaş yanlısı ifadeler içerir. İslam dini devlet olduktan sonra savaşı teşvik etmiştir.

Fakat Kuran şu anda iniş sırasına göre düzenlenmemiştir. Dolayısıyla Mekke döneminde inen ayetlerle Medine döneminde inen ayetlerin sırası karışıktır. Daha sonradan Kuran’ın bu sırası peygamber tarafından vahiyle düzenlenmiştir. Dolayısıyla Dawkins’in söylemeye çalıştığı kitabın ilk bölümü, ikinci bölümü, Mekki yada Medeni ayetler diye ayrılmaz.
Bu yanlış anlaşılmayı açıklığa kavuşturduktan sonra, bu iddianın yanlışlığını da vurgulamak isterim.
Kuran’a göre savaş ancak savunma amaçlı yapılır. Yani haksız yere, ortada hiçbir neden yokken, sadece işgal etmek amaçlı savaş Kuran’a göre yasaktır. Ayette savaşın ölçüsü şöyle bildirilmektedir:

Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60 Mümtehine Suresi,8)

Belirtilen bu sınırların dışında bir sebeple savaş edenler, dinen hata etmiş olurlar. Bunun cevabını Allah katında vermek zorundadırlar.
Genelde Kuran’da savaş ile ilgili ayetler var. Düşmanın yıldırılması, onlara şiddetle karşılık verilmesini tavsiye eden bir çok ifadeyi görebilirsiniz. Fakat burada yapılan hata yada yanıltma bu ifadelerin metni genel akışından kopartılarak yorumlanmasıdır. Bu ayetlerin konu içindeki akışına bakarsanız, gerçekte savaşı tavsiye etmediği, aksine savaşa karşı iman edenleri kendilerini en iyi şekilde korumaya teşvik ettiği görülecektir.
Anlaşılıyor ki, Dawkins de bilerek yada bilmeyerek bir yanıltıcı yorumları aynen alarak kitabına eklemiş ve İslam dinine eleştiri getirdiğini düşünmüş.
İslam tarihin de bir çok yanlış davranış olmuş olabilir yada halen İslam ülkelerinde din adına geleneksel uygulamalar sürdürülüyor olabilir. Fakat bunların hiç biri Kuran’dan kaynaklanmamaktadır. Bu davranışların temelinde geleneksel öğretiler, dinin bazı çıkarcı insanlar tarafında siyasi ve maddi amaçlı kullanılması gibi sebepler yatmaktadır.
Suudi Arabistan yada Afganistan gibi ülkelerde kadın düşmanlığına varan davranışların kökeni Kuran değil, o toplumların gelenekleridir. Bilgi ve iletişim araçları arttıkça, insanlar eğitildikçe, bu yanlış inanışlarından kurtulup gerçek İslam’ı kavrayacaklardır.
Yine tarih içinde ve günümüzde sadece siyasi ve maddi çıkarlar elde etmek için insanlar dini kullanmış ve insanları kendi çıkarları için din adına motive etmişlerdir. Bu sadece İslam dinine özel bir durum değildir. Farklı dinlerde ve hatta farklı ideolojilerde benzer durumlar vardır.
Dolayısıyla bu sömürü dinden değil, dine rağmen yapılan bir sömürüdür. Dinin haram kıldığı bir şeyin, uygulamasıdır sadece.

Dawkins İslam dinine eleştiri getirirken 2006 yılında Afganistan’da yaşanan bir idam olayını örnek verir. Abdul Rahman isimli bir Afgan’lı Hıristiyan dinine geçince hakkında idam cezası verilmiştir. ( a.g.e, sf. 272)
Bu olay gerçekten yaşanmıştır. Fakat yine olay kendisi Kuran ile ilişkili değildir. Geleneksel öğretinin bir ürünüdür. Bazı uydurma hadislerin etkisiyle böyle düşünen dini gruplar olsa da, Kuran inananlara böyle bir şey vaaz etmez. Kuran’da düşünce suçundan söz edilemez. Müslümanlar bu konuda kendilerini sorgulamaktadır. Uydurma hadislerin ve inanışların İslam dininden temizlenmesi için çalışmalar yapılmaktadır.
Hata her yerde olabilir. Fakat bunun kökenine bakmak gerekir. Burada sorulması gereken soru, yanlış inanışların kökeni din midir? Yoksa dine daha sonradan sokulmaya çalışılan yanlış inanışlar mıdır? Olduğudur.
Kuran’a göre insanlar inançlarını seçmekte özgürdür. İsteyen din değiştirebilir. İsteyen de inançsızlığı seçebilir. Kuran’da inkarcılara şöyle hitap edilir:

De ki: “Ey inkar edenler.” “Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana.”(109, Kafirun Suresi, 1-6)

İnkar eden bir kişi istediği şeyi seçebilir. Herkesin dini kendisinedir. Ayrılığa düşülen konularda hesap günü Allah hüküm verecektir. Bunun dışında istediği gibi düşünmek ve düşündüğü gibi yaşamakta insanlar Kuran’a göre serbesttir.

Hindisan ve Pakistan’ın bölünmesi konusunda da dinleri suçlu bulan Dawkins, dinler olmasaydı bu ülkenin bölmeyeceği kehanetinde bulunur.

Hindistan’da bölünme zamanın’da, bir milyondan fazla kişi Hindu ve Müslümanlar arasındaki dinsel çatışmalar sırasında katledildi. Öldürülecek toplulukların etiketlenmesinde yalnızca dinsel göstergeler etkendir. Bir bakıma Hindistan halkını dinden başka bir şey bölemezdi. (A.g.e,Sayfa 245)

Bu da Dawkins’in son derece yanlış bir yorumudur. İlk önce kendisine şunu sorması gerekir. Neden bu insanlar yüzlerce yıl farklı dinden olmalarına rağmen bir arada yaşamışlardır? Neden 20. yüzyıla gelindiğinde böyle bir bölünme yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu konuda acaba asıl sebep o bölgeyi işgal etmiş olan sömürgeci güçler olabilir mi? Acaba Dawkins pasaportunu taşıdığı İngiliz devletinin bu bölünmedeki katkılarını incelemesi gerektiğini düşünüyorum.
Dawkins bu bölümde de sadece görmek istediği tabloyu görmüş ve bunu okuyucuya aktararak yanıltmaya çalışmaktadır. Ortadoğu sorununda olsun, Hindistan- Pakistan sorununda olsun asıl sorun din değildir. Dini değerler kullanılmaktadır. Bu sayede sömürgeci güçler bölge halklarını yönetebilmektedir.
Dindarlar kendilerini kullandırdıkları için bu konuda suçludurlar. Kendi dini değerlerini terk ederek, dine rağmen bu katliamlara sebep oldukları için suçludurlar. Oysa daha önce yüzlerce yıl birlikte yaşadıkları gibi, hayatlarına devam edebilirlerdi. Tabi emperyalist devletler buna izin verselerdi.

AHLAKIN KÖKENİ
Dawkins’in kitabında açıklamak için en çok gayret gösterdiği konu ahlak hakkında yazdığı bölüm olmuş.
Toplumsal düzenin varlığın sürdürebilmesi için ahlak kuralları kaçınılmaz olarak gereklidir. Belli bir ortak ahlaka sahip olmayan ve buna uymayan toplumların, bir arada yaşamasından söz edilemez.
Bunun farkında olan Dawkins, dinlere ihtiyaç olamadan bir ahlakın nasıl açıklanabileceği üzerinde uzun uzun açıklamalarda bulunurken, bu açıklamalarını da evrimsel bazı köklere dayandırmaya çalışmaktadır.
Dawkins, Hause ve Singer isimli iki bilim adamının yaptığı çalışmaya yer verir. Deneklere hayali bir senaryo anlatılır ve bu durumda nasıl bir tepki verecekleri sorulur. Bu senaryoda bazı kişilerin hayatının kurtarılması için bir kişi feda edilecektir. Bu senaryo birkaç şekilde değiştirilerek sorular tekrarlanır. Deneyin sonucunda ateistler ile dindar kişiler arasında belirgin bir fark yoktur. İki grup da birbirine yakın tepkileri göstermektedir. Bu sonucu Dawkins şöyle yorumlamaktadır:

Hauser ve Singer’in ortak çalışmasının temel sonucu, bu tür kararlar alınmasında dindar kişiler ve ateistler arasında istatistiksel belirgin bir fark olmadığıdır. Bu sonuç benim ve diğer bir çok kişinin benimsediği şu görüşle uyumlu görünüyor, yani iyi ya da kötü birisi olmak için Tanrıya ihtiyaç yoktur. (A.g.e,Sayfa 214)

Bu son derece yanlış ve yüzeysel bir çıkarımdır. Her şeyden önce belirtilmesi gereken insanlar doğuştan bazı değerlere sahiptir. Kuran bunu reddetmez aksine Allah’ın insanları belli bir fıtrat üzerine yarattığı ayetlerde vurgulanmaktadır:

Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.( 30, Rum Suresi, 30)

Yani insanların doğuştan belli değerlere sahip olması, örneğin başka bir insanı öldürmeyi kötü karşılaması yada haksızlık karşısında adalet duygusuna sahip olması, onun yaratılışından gelen fıtri bir bakış açısıdır.
Bunun dışında insanlar binlerce yıldır dinin getirdiği ahlaki değerlere göre yaşamaktadır. Ve çocukluktan itibaren bu değer yargılarını öğrenirler.
Hauser ve Singer’in yaptığı çalışmaya tekrar dönecek olursak, bu deneyde sorular sorulara cevap veren ateist kişiler, acaba gerçekten ateizme göre mi soruları cevaplandırmıştır? Yoksa toplumdan öğrenilen örfün etkisinde kalarak mı bu soruları cevaplandırmışlardır? Ki eğer düşünülürse bu toplumsal örfün oluşmasını sağlayan yine dinin ortaya koyduğu ahlaktır.
Örneğin ensest ilişkiyi ele alalım. Bu dinen haram kılınmıştır. Fakat bir ateist bu konuda ne düşünebilir? Fiziksel olarak bir engel olmadığına göre böyle bir ilişki içinde olmasında onu engelleyecek olan değer yargısı nedir? Ateist olup da ensest ilişkiyi savunan bir kişiyi nasıl cevap verilebilir? Yada buna karşı çıkan bir ateistin değer yargısı nedir?
Ateistlerin büyük çoğunluğu buna karşı çıkacağına eminim. Ensest ilişkinin yanlış olduğunu söyleyeceklerdir. Fakat onlara bunu söyleten ateist değerler midir? Yoksa toplum içinde çocukluğundan beri öğrendiği dini değerler midir? Böyle bir ilişkiye karşı çıkarken, dini değerlerin etkisiyle hareket ettiğinin farkında mıdırlar?
Türkçe’de “ahlak” kelimesi Arapça “haleka” filinden gelmektedir. Yaratılışına uygun yaşamak anlamına gelir. Ahlak köken olarak dini bir kavramdır ve kökeni Allah’ın koyduğu kurallardan gelmektedir.
Eğer dini ortadan kaldırırsanız, tüm ahlakı da ortadan kaldırmış olursunuz. Bu durumda hırsızlıktan, adam öldürmeye, ensest ilişkiden, zinaya kadar her şeyin önündeki ahlaki değerleri ortadan kaldırmış olursunuz.
Her ateist kendi anlayışına göre bir değer yargısı uyduracaktır. Kimisi hayatta doğa kurallarının geçerli olması gerektiği söyleyecek, doğal seleksiyonla güçlü bireylerin ayakta kalması ve zayıf bireylerin yok olması gerektiğini savunacaktır. Bir birey hayatta kalabilmek için zayıf olanı sömürmesinde yada ortadan kaldırmasında onu engelleyecek hiçbir değer yargısı görmeyecektir.
Tabi her ateist böyle düşünecektir diye bir kesin hüküm verilemez. Tıpkı her ateist hümanist olacak diye bir hüküm verilemeyeceği gibi. Burada vurgulamak istediğim; eğer dini ortadan kaldırırsanız, ahlakı normların da ortadan kalkacağıdır. Bu boşluğun nasıl ne şekilde dolduracağı belli değildir. Aslında bu boşluğu dolduracak bir değer yargısı artık yoktur.

DİNDARLARA ÖN YARGI
Dawkins kitabında yaptığı yanıltmalardan birisi de ötenazi konusundadır. Ötenazinin bir hak olduğunu düşünen Dawkins bunu kabul etmeyen ve karşı çıkar dindarları eleştiri. Onların bu tepkilerinin ölüm korkusu nedeniyle olduğunu iddia eder ve konuyu şöyle değerlendirir:

Yıllar boyunca edindiği deneyimlerle ölümden en çok korkanların dindar insanların olduğunu fark etmiş. Elbette bu gözlemi istatistiksel olarak kanıtlanmak zorundadır. Fakat haklı olduğu varsaydığımızda, bu tuhaf durumu nasıl açıklayabiliriz? Bu durumdan yola çıkarak, dinin ölüm korkusunda görünürde herhangi bir rahatlatıcı etkisinin olmadığını öne sürebiliriz. (a.g.e, sf.336)

Dawkins ya dindarların yaşama bakışını yeteri kadar incelememiş, yada diğer bölümlerde yaptığı gibi yine yanıltmada bulunmaktadır. Hıristiyanlı ve Yahudilikte olduğu gibi İslam dininde insanın kendi hayatına bilinçli olarak son vermesi yasaktır. Bu nedenle kendini dindar olarak tanımlayan insanlar arasında intihar oranı oldukça düşüktür. En zor sağlık durumuna rağmen, yoğun acılar çekmesine karşın hayatına son verme seçeneğini seçmezler.
Basit bir araştırma ile bu bilgiye ulaşılabilecekken, hatta böyle bir araştırma yapmadan genel kültür bilgisi olarak dahi bilinen bu gerçeği görmezlikten gelerek Dawkins kitabında şöyle bir yorum daha yapmaktadır.

Dindar insanlar ölümle karşılaştıklarında neden böyle davranmazlar? ( ötenazi yapmazlar) Bunun sebebi inanırmış numarası yaptıkları safsatalara içtenlikte inanmadıkları olabilir mi? Belki de hem inanıyor hem de ölüm sürecinin acılarından kokuyorlardır. ( Sayfa 334)

Kitap boyunca Dawkins buna benzer bir çok yanıltıcı yorumlarla konular saptırmaya ve dindarları suçlamaya çalışmaktadır.
Montreal’de 17 ekim 1969 yılında meydana gelen yağma olaylarının anlatan yazar, bu şehirde yaşayanların büyük kısmının Hıristiyan olduğundan yola çıkarak dinin buna engel olmadığını, dolayısıyla dini ahlaktan söz edilemeyeceğini söyler. Bu yorumlarından sonra Dawkins konuyu şöyle noktalar.

Bu konu hakkında bilgisiz birisi olarak bir tahmin yaparsam eğer, dindarların yakıp yağmalamaya daha eğilimli olduklarını söylerim. ( A.g.e,Sayfa 217)

Bu satırlardan da yazar kafasında var olan önyargıyı rahatlıkla görülmektedir. Montreal olaylarını yapan kişileri ilk başta yargılayan yazar bunların dindar olduğu hükmüne varmıştır. Diyelim ki, bu şehirde yaşayan insanların yüzde 80’i Hıristiyan, geri kalanı ise inançsızsa ve bu olayları çıkartan kişiler inançsız azınlıktan olamaz mı? Bunun olmadığını gösteren nasıl bir çalışma var ki, Dawkins bu kesin hükümlere varabilmekte ve dindarları suçlamaktadır? Ayrıca diyelim ki; bu kişiler içinde dindar olarak kendisini tanımlayanlar olabilir. Fakat bunların hareket noktası dini değerler mi? Yoksa dine rağmen, dinin eleştirdiği bir davranışta mı bulunmuşlar? Belki bu eylemi yapanlar içindeki Hıristiyan olduğunu söyleyen kişiler, kendilerini iyi eğitmedikleri için ve dini değerleri tam bilmedikleri için bu eylemi yapmışlardır. Aynı olaydan yola çıkarak, daha iyi dini eğitim verilmesi sonucuna da varılabilir.

DAWKİNS’İN YANILTMASI
Sonuç olarak bu kitap son derece yanlı ve yanıltıcı argümanlarla hazırlanmış bir çalışma olmuştur. Gerçek gizlenerek sadece görmek istenen tablo okuyucuya aktarılarak etki altına alınmaya çalışılmaktadır. Kitaptan “Tanrı” düşüncesinin bir yanılgı olduğu anlatılmaya çalışılsa da, gerçekte yapılan Dawkins’in yanıltmasıdır.

Yazan: Bülent Tatlıcan

Şimdiye kadar 39 yorum var. »

  1. Sayın Admin,

    Bir müslüman olarak yaptığınız yorumları son derece taraflı buldum,

    Tanrı yanılgısı kitabını okudum,anlattığınız kadar boş bir kitap değil.

    Richard Dawkins’in aslında hiç iddia etmediği şeyleri, sanki iddia etmiş gibi gösterip kitabı karalamaya çalışmışsınız.

    Asıl yanıltan sizsiniz, azıcık samimi olun.

    XXX
    Sevgili Dostum,
    Yazıdaki alıntılar tümüyle kitaptan yapılmıştır. Kitap içindeki din adına yapılmış en abuk iddialar burada dilendirilmeye çalışılmış. Ben de o kitabı bir de eleştirel gözle okuyun. Konuların içindeki mantık bozukluklarının eminim siz de yakalayabilirsiniz.
    Admin
    XXX

  2. Bülent Tatlıcan: “Bu listeyi uzatan Dawkins dinin olmadığı bir dünya hayal edildiğinde hiçbir sorunun olmayacağı ve insanların barış içinde mutlu yaşayacağını sonucuna varıyor.”

    Yok böyle birşey. Bu tamamen bir uydurma. Dawkins din olmasaydı insanlar barış içinde mutlu bir şekilde yaşardı gibi birşey kesinlikle söylemiyor. Bülent Tatlıcan bunu resmen uydurmuş. Bunu yapan kişinin Dawkins’i insanları yanıltmakla suçlaması da ileri safhada bir ironi oluşturmaktadır.

    XXXX
    Yazıdaki alıntıyı bir daha okuyun. Yazar John Lennon’un şarkısını gönderme yapıyor ve böyle bir dünya hayal edin diyor. Bu dünyanın nasıl bir yer olacağını da altında sıralıyor. Bundan siz ne anlıyorsunuz?
    Admin
    XXXXX

    Bülent Tatlıcan: “Gerek Hitler olsun gerek Stalin olsun, Sosyal Darwinzmi kendisine bilimsel temel alarak ideolojilerini kurmuş ve bu kanlı eylemlerini gerçekleştirmiştir.”

    İlk olarak evrimin ve darwinci evrimin sosyal darwinizmle bir ilgisi yoktur. Hele hele ateizmin hiç ama hiç ilgisi yoktur.

    Hitler kitabında darwinizmden çok Tanrıya atıfta bulunmakta ve yapmakta olduğu şeyi Tanrı inancına dayandırmaktadır. Stalin de Darwin’in görüşünü değil Lamarck’ın evrim görüşünü benimsemiştir. Ayrıca genetiğe de karşı çıkmaktaydı. Bunlar hakkında ayrıntı için buraya ve buraya bakabilirsiniz.

    Tatlıcan bu konuda da bol keseden atmış görüldüğü gibi.

    XXX
    Irkçılık temelinin evrim teorisine dayanmadığını nasıl iddia edersiniz. Bizzat Darwin’in kendisi batılı ırkların yaşam mücadelesinde doğu ırklara üstün geldiğini iddia etmiştir.
    Darwin’in evrim teorisinin sosyal bilimlerde uygulaması faşist düşünceye temel oluşturduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bunu inkar etmenize şaşırdım açıkçası.
    Stalin’in de evrim teorisini kendisine temel aldığını zaten kabul etmişsiniz. Sadece kelime oyunu yapmışsınız.
    Admin
    XXXX

    Bülent Tatlıcan: “Dolayısıyla Dawkins’in dediği gibi dinleri kaldırdığınızda ortaya bir barış toplumu çıkmaz.”

    İlk maddenin devamı. Daha önce de belirttiğim gibi tamamen uydurma. Tatlıcan ya hayal görüyor ya da kitabı okumayacak olan müslümanları kandırmaya çalışıyor. Buna straw man argümanı denir. Karşıdakinin söylemediği birşeyi söylemiş gibi gösterirsiniz ve o sözü eleştirerek karşıdakini alt ettiğiniz izlenimi verirsiniz. (bkz. ‘Straw man’ argümanı nedir?)

    XXXX
    Birinci madenin devamı.. Dinsiz bir toplum hayal edin diyen John Lennon’u referans gösteren Dawkins sizce ne demek istiyor?
    Admin
    XXXX

    Bülent Tatlıcan: “Dawkins kitabında yer yer bilimsel ifadelerle yazısını süslese de, bu örnekte olduğu gibi, bilimin ötesinde bir inancının olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm teknik imkanlara rağmen cansız maddelerden canlı bir maddenin üretilememesine, bu konuda herhangi bir fikrin olmamasına, bunun mekanizmasına ilişkin en ufak bir kanaatin oluşmamasına, yapılan tüm araştırmaların ileriye dönük olarak da bir ümit vermemesine rağmen Dawkins, geçmişte bunun bir defa olduğunu rahatlıkla söylemektedir.”

    Bu kadar da bol keseden uydurulmaz ki. Hiçbir fikir yokmuş, mekanizmasına dair en ufak bir kanaat yokmuş, araştırmalar ümit vermiyormuş. Yok daha neler. Bunların tamamen uydurma olduğunu ve gerçeğin aslında bunların tam tersi olduğunu görmek için Wikipedia’nın Origin of life (Yaşamı kökeni) maddesine bakmak yeterlidir. Tatlıcan’ın söyledikleri tamamen bilimsel gerçeklerle çelişmektedir. Burada resmen konu hakkında bilgisi olmayanları kandırmaya yönelik bir saptırmaca vardır. Bu açıkça görülmektedir.

    XXX
    Size basit bir örnek. Yukarıdaki yazıda da değindim. Tekrar alıntı yapayım:

    Yaşamın başlangıcı, şüphe duyanlar için söylemek isterim ki araştırma konusu olarak gelişmekte olan bir konudur. Bu araştırmanın ilgili uzmanlık alanı kimyadır ve bu benim alanım değildir. Gelişmeleri çok büyük bir merakla kenardan izlerim ve önümüzdeki birkaç yıl içinde eğer kimyacılar laboratuarlarında yeni bir yaşam başlangıcını başarılı bir şekilde yeniden gerçekleştirdiklerini bildirirlerse hiç şaşırmam. Ancak yine de bu henüz gerçekleşmedi ve bu gelişmenin olasılığı oldukça düşük olduğunu söylemek mümkündür ve bu her zaman böyledir; gerçi bu bir kez gerçekleşti. ( A.g.e,sayfa 133)

    Böyle ifade ediyor. Böyle bir çalışma yapılmasının olasılığını düşük olarak belirtiyor. Sonra da bu bir kez oldu diyor. Bu nasıl bir mantıktır. Yanına bile yaklaşılamayacağını bunun düşük bir ihtimal olduğunu ifade ediyor ve sonra bir kez oldu diyor. Nereden biliyor Dawkins? Yaşam ilk başta gerçekleştiğinde bunu video kameraya mı almış? Bu kadar emin de neden insanoğlu o kadar bilimsel birikimine rağmen bunu tekrar yapamıyor?
    Bilim adına bağnazlık yapıyor ve bu abuk mantığı ateizm adına savunuluyor. Lütfen objektif olun biraz ve bu garabetin farkına varın.
    Admin
    XXXXX

    Bülent Tatlıcan: “Bu “İndirgenemez Komplekslik” kavramıyla ifade edilmektedir. Bu kavrama göre, örneğin bir fare kapanını oluşturan parçalar tek başlarına bir şey ifade etmezler. Bu parçalar bir arada varlarsa kapanı oluşturur ve işlev görürler. Parçalardan birini çıkartırsanız, kapan bir işe yaramaz. Bunun gibi canlılıkta da benzer mekanizmalar gözlemlenmektedir.
    Bu kavram ilk defa ABD’li bir mikrobiyolog olan Micheal Behe tarafından ortaya atılmıştır. Kaleme aldığı “Darwin’in Kara Kutusu” isimli kitabında da bu konuyu işleyen Behe, gözün yapısı, bakteri kamçısı ve kanın pıhtılaşma mekanizması gibi konularda örnekler vermektedir.”

    İndirgenemez komplekslik yapıların evrimleşebileceği bilim adamları tarafından gösterilmiştir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Şu meşhur ‘indirgenemez komplekslik’ ve Bakteri kamçısı (bacterial flagellum) üzerine başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz hatta okumalısınız :)

    XXXX
    Siz bu yazıya verilen cevapları takip ettiniz mi? Size tavsiyem onları da okumanız. Özellikle Discovery institute’nin sitesinden bunları bulabilirsiniz. Bu konuda bir yazıyı siteye ilave edeceğim. Oradan da takip edebilirsiniz.
    Admin
    XXXXX

    Devam edecek…

  3. Richard Dawkin bir xxxxxx.. Evrim teorisine kendi bile inanmayan birisidir evrim teorisi başlı başına bir boştur içi dolu birşey değildir. Atalarımızın maymun olduğunu idda etmektedir bu gerçeğe çocuklar bile güler ya.. safsatadan ibarettir bu adam gülerim ben site güzel olmuş ellerinize sağlık..

  4. Hem müslüman olduğunuzu hememde Yaratanın olmadığını anlatmaya çalışan bir kitabın boş olmadığını söylüyorsunuz. Bence dini hayatınızı gözden geçirin.

  5. sayın admin,

    sizin ve birçok insanın düştüğü bir yanılgı war ki bu bana göre bir yanılgı değil bilinçli bir saptırmadır. evrim dünyanın nasıl oluştuğu veya dünya üzerindeki ilk canlının nasıl olduğu ile ilgilenmez. evrim suda meydana gelen ilkin bir hücreli canlının günümüze kadar geçirdiği değişikliklerle ilgilenir. bunu bildiğiniz halde yazınızda sanki dünyanın oluşumu evrimin konusuymuş gibi, bu konuda çok az şey bilen veya hiç bilmeyen insanları yanıltmaya çalışmış ve bu konuyu bir evrim çıkmazı gibi göstermeye çalışmışsınız. bu durumda yalan ve yanıltıcı bir kitap yazdığını iddia ettiğiniz richard dawkins’ten ne farkınız var?

  6. harika bir inceleme olmuş ellerinize sağlık…

  7. Sayın Cundullah yazınızı yarım bırakmışsınız. Madem Adminin yazdıklarını onaylamıyorsunuz. Okuduğunuz kitabı sizin nasıl anladığınızı bizlerle paylaşın. Böylece ortam gerilmez ve hoş bir tatışma olur. Saygılar.

  8. iddialara güzel cevap vermişsin ancak din olmadan ahlakın olabileceği, insan akıllandıkça ahlakının da arttığı ve hiç bir öğretinin insan ahlakına tesir etmediği bir gerçek. biz ahlaklıyız çünkü insanız bize bunu kimse öğretmedi. kötlük yapmaması gerektiği dinsel betiklerden çıkarılmış bir sonuç değildir. zaten müslüman türkler kuranın arapçasını okur ve bir şey anlamaz. görünen odur ki türkler daha fazla araplaşmayacak. dawkins kendisini geliştirmiş ve sürüden ayrılmış değerli biri. söylediklerinde yanıloıyor olabilir ancak bu onu asmamızı gerektirmez. evet bir ateist çok nadir toplumu etkileyen kötü bir eylemde bulunur ancak bir teist yeryüzünde kötülük yapmak için at koşturuyor. tanrının kendisini anlayaccağını düşünerek öldüren ve zulüm yapan insan sayısı azımsanamayacak kadar fazla. bunun içinde kıçına bomba takıp masumların arasında patlatan gerizekalı insanlar yoğunlukta.

  9. bence kuranı kerimi bir kez okuyun saygılar.

  10. Yahu Cundullah ve ya aynı düşüncedeki diğer kişiler, Bülent beyin yapmış olduğu eleştiride herhangi bir aşırılık ya da yanlılık yok. Bunu nerden algıladın çözmek mümkün değil, çünkü, bizzat ben de kitabı okudum ve Bülent beyin eksik bile yazdığını düşünüyorum.

    Kitap içerisinde, tamam dolu bilgiler olabilir fakat o kadar çok ki, bi müddet sonra kafayı ütülüyor neredeyse, laf kalabalığı yapıyor kısacası. Ve okudum diyorsun, okuduysan da dikkatini çekmiştir, sunduğu kanıtları elle tutulabilir sonuçlara dayandırmıyor.

    Ayrıca böyle bir kitabı yazması için de insanın bilgi ile kendini donatması da gerekiyordu fakat, sözedilen kitabın yazarı doğru düzgün ,hatta kanımca hiç, Kuran-ı Kerim’i okumamış. Bülent beyin de altını çizdiği gibi, Kuran-ı Kerim’de böyle bir düzen yok, yani karışık, ve asla ama asla içeriğinde şiddeti teşvik eden hiç bir satır yok.

    Sonuç olarak diyeceğim, bu kitabın yazarının ateistlik hakkında ayrıntılı bilgi vermesine rağmen ateist bile olduğuna inanmıyorum. Belli ki, sapmaya hazır bilgisizleri, saptırmaya yönelik misyonerlik haricinde başka bir çalışma örneği daha……..

  11. Yahu Cundullah ve ya aynı düşüncedeki diğer kişiler, Bülent beyin yapmış olduğu eleştiride herhangi bir aşırılık ya da yanlılık yok. Bunu nerden algıladın çözmek mümkün değil, çünkü, bizzat ben de kitabı okudum ve Bülent beyin eksik bile yazdığını düşünüyorum.

    Kitap içerisinde, tamam dolu bilgiler olabilir fakat o kadar çok ki, bi müddet sonra kafayı ütülüyor neredeyse, laf kalabalığı yapıyor kısacası. Ve okudum diyorsun, okuduysan da dikkatini çekmiştir, sunduğu kanıtları elle tutulabilir sonuçlara dayandırmıyor.

    Ayrıca böyle bir kitabı yazması için de insanın bilgi ile kendini donatması da gerekiyordu fakat, sözedilen kitabın yazarı doğru düzgün ,hatta kanımca hiç, Kuran-ı Kerim’i okumamış. Bülent beyin de altını çizdiği gibi, Kuran-ı Kerim’de böyle bir düzen yok, yani karışık, ve asla ama asla içeriğinde şiddeti teşvik eden hiç bir satır yok.

    Sonuç olarak diyeceğim, bu kitabın yazarının ateistlik hakkında ayrıntılı bilgi vermesine rağmen ateist bile olduğuna inanmıyorum. Belli ki, sapmaya hazır bilgisizleri, saptırmaya yönelik misyonerlik haricinde başka bir çalışma örneği daha……..

  12. Öncelikle reddetmek ve kabul etmek konusunu açıklamak istiyorum. Bizim zihinlerimiz buna göre koşullanarak eğitilir. Kabul etmek yada reddetmek. Siyah yada beyaz. İyi yada kötü. Cennet yada cehennem. Günah yada sevap. Siz ne kadar cevapların bu kadar basit olmasını isteseniz de yaşam böyle birkaç kategoriden oluşmuyor.

    Herşey kendi katları içinde ilişkidedir. Şimdi bu ne demek?
    Biz şöyle koşulladırıldık ve bu şekilde koşullandırılmaya devam ediyoruz ; herşey zıttıyla ve karşıtıyla bilinir. Bilimde, Albert Einstein’a kadar böyle sanıyordu. Sonra evrendeki herşeyin bir örgü gibi dokulu olduğu görüldü. Bu kuantum fiziği ile de kuvvet kazandı. Yani herşey birbiriyle ilişkili. Kelebek teorisi de buradan çıktı.

    İnançlılar şöyle der: gece, gündüzün karşıtıdır. Yaz, kışın karşıtıdır. Yazın o kavurucu sıcaklığında kışın o serinliliğinin nimetini anlarız. Kötülük olmasa iyiliğin kıymeti bilinmez vs.

    Şimdi gece gündüzün karşıtı mıdır? Hayır. Siyah beyazın karşıtı mıdır? Hayır.
    Karşıt demek, birbiriyle alakası yok. Birbirine benzemez. Birbiriyle ilişkisi yok. Biz daha çok birbiriyle hiçbir şekilde ilişkisi yok anlamında algılarız. Beyaz hemen siyah olmaz. Çünkü arasında bir çok renk katmanı vardır. Beyaz ile siyah bu renk katmanları ile birbiriyle ilişkildir. Aynı şekilde gecede gündüzle ilişkilidir. Gece ile gündüzü karşı karşıya getiremezsiniz. Biri varken diğeri yoktur.

    Çok karmaşık bir konuya çok basit bir şekilde başlanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü elinizdeki kompleks bilgisayarın ve yaşamınızdaki bir çok karmaşık gibi görünen teknolojinin temel fizikte atom gibi en temel ve basit yapı taşının anlaşılması ile ortaya çıkmıştır öyle değil mi? Bundan dolayı çok karmaşık bir konuyu anlamak için en temel yapı taşını başka deyişle koşullanmalarımızı anlamamız gerekir.

    Devam edelim.. karşı gelmek, red etmek yada kabul etmek farklı gibi duruyor. Ancak bir şeyin karşıtını yaratmak, var olan şeyi yansıtmaktan başka bir şey değildir. Bizler herşeyi karşıtıyla anlamaya çalışıyoruz. Kıyaslamak, ideasını yaratmak, karşılaştırmak.. buda karşılaştırmaya, yarışmaya, kıskançılığa, açgözlülüğe dayalı bir toplum yapısı oluşturuyor. Çocuklarımızı acımasızca karşılaştırma ve yarışmacı bir toplumda büyütüyoruz. Peki bunun ne zararı var? Ben size en büyük incinme ve şiddet nedir diye sorsam ne cevap verirdiniz? Diyelim çıktığınız biri yada eşiniz ile aranızda bir problem oldu. ve sevdiğiniz insan size şöyle dedi : “benim senden önceki sevgilim şu şu konularda daha iyiydi ve sen onun gibi değilsin.” Acaba ne hissederdiniz? İncinmez miydiniz? Sizce karşınızdaki sizinle ve aranızdaki problemle değilde daha önceki insanla ilgilenmiyormu? Burada sizi anlama, sizinle ilgilenme yok. Sizinle ve sizin aranızdaki problemle değil daha önce birisiyle yaşadığı hazla ilgileniyor. Bu bir şiddettir. Bizler şiddetin yalnızca gösterişli halleriniz biliriz. Yani savaşları.. devam edelim. Herşeyi karşılaştırarak anlamaya ve karşımızdakini yıkmaya devam ediyoruz. Sınıfta, öğretmen bir çocuğu uyarırken, bak sen niye levent gibi akıllı ve zeki ve derslerine çalışan biri olmuyorsun diyor. Bunu dediği anda karşısındaki çocuğun zekası ve aklıyla değil diğer çocuğun zekası ve aklı ile ilgileniyor demektir. Basit ve sade gitmeye devam edelim. Gençler anne ve babalarına bir problemlerini bahsettiklerinde anne ve babalar bir girifkah bulup kendi sıkıntılarını anlatıyorlar. Kendi sıkıntılarının karşısındaki çocuğunun çektiği sıkıntıdan ne kadarda büyük olduğunu dert etmemesi gerektiğini falan filan. Görüyorsunuz ya kendi çektiği dertler çocuğunun çektiği sıkıntıdan daha önemli. Yine çocuğun sıkıntısı ortada kalıp asıl problemden uzaklaşıp karşılatırarak çocuğunu bilinçli yada bilinçsiz incitiyorlar. Çünkü onlarda geleneği devam ettiriyorlar. Ne gördülerse onu yapıyorlar. Sonra incinen bu çocuk herhangi bir sıkıntısı olduğunda (nede olsa ilgilenilmeyecek) anne ve babasına anlatmamaya başlıyor. Anne ve babalar “oğlum-kızım bizimle neden konuşmuyorsun” gibi feryatlara başlıyorlar. Aradaki ilişkiye ve anlayış ve sevgiye ket koyan, engel olan işte bu karşılaştırmalı, örnek göstermeli, kıyaslama zihniyetidir. Daha okula gitmeden anne babanız sizi komşunun çocuğuyla, dayınızın kızıyla, elalemde evlat var der gibi karşılaştırıp incitmedi mi? Elalem üniversitede şurayı kazanmış (sizinle ilgilenmiyor diğerinin başarısıyla ilgileniyor), şöyle bir şirket kurmuş, şöyle biriyle evlenmiş vs. sonra bu toplumsal bir krize dönmüş. Elin gevuru yapıyor be. Avrupalı adamlar abi bizde nerde, japonlar yine yapmış abi be, vay be elin arabında da peygamber var be, o cennete gidecek ben gidemeyeceğim, o güzel bir şirkete girdi ben burda sürünüyorum gibi. Örneğin kendisini gösterdiğiniz anda ahlakı bozulmuş ve kendi özgüveni sarsılmış, incinmiş, kıskanç, açgözlü bireyler yaratırsınız. Ulan atmış o güzelim arabaya o güzel hatunu… (karşılaştırma-kıskançlık). Karşılaştırmanın, kıyaslamanın, örneğin olduğu yerde kıskançlığı, açgözlülüğü, yozlaşmaya bulursunuz. Bunlar birbirlerinden ayrılmazlar.

    Evreni, psikolojik olguları, varoluşumuzun günlük sorunlarını karşılaştırarak, karşıtını yaratarak, soyutlayarak, olanı değil olması gerekene bakarak anlayamazsınız. Yapığınız şey sadece bölmek, ikiye yada birçok şeye ayırmak olur. Doğal olarak birşeyin karşıtını yaratırsanız, o şeyle çatışmaya yaratmaya zorunlu olursunuz.

    Yaşam herhangi bir örneğe, kalıba, imgeye göre açıklanamayacak kadar karmaşık. Bunu hepimiz görüyoruz. Ancak neden onu hala bir örneğe yada herhangi bir kalıba sığdırmaya çalışıyoruz? Karşımızda ki insan yaşayan, canlı, kanlı bir şey. Neden onu kitaplardaki bir örneğe, yaşamayan birine, ölü sözcüklere göre anlamaya çalışıyoruz. Yaşayan birşeyi ölü birşeyle anlayamayacağımız gerçeğini neden görmüyoruz. Ben sizinle ilgili hertürlü niteliği ve sözcüğü sıralayabilirim ancak bunlar sizi yine anlatamaz. Çünkü siz yaşayan, hareket eden bir şeysiniz. Ben bunu sabitlemeye çalışıyorum. Hareket eden birşeyin koordinatlarını tanımlasanız bile biraz sonra o tanımladığınız koordinatlar değişecektir. Oysa siz durmadan yeniden yeniden keşfedeceğim sonsuz bir hareketsiniz.

    Ateistler ile inançlılar birbirinin karşıtı değil. Ateizm dini anlamamanın getirdiği tepkisel bir sonuçtur. Aralarında fark yok. Her ikiside kesin koordinatlar veriyor. Her ikiside biliyor. Ben bilmiyorum diyen yok. Herkes o kadar emin ki.. herhangi bir dine inanan biri çeşitli kutsal kitaplar okumuş, bir takım deneyimler yaşamış sonrada diyor ki: evet. Ben tanrının varlığına inanıyorum. Ateistte birtakım kanıtlar bulmuş, evrimi incelemiş sonrada diyor ki : ben tanrının yokluğuna inanıyorum. Her ikiside inanç sahibi. Biri kabul etmiş alkışlıyor şakşaçılık yapıyor. Diğeri reddediyor avazı çıktığu kadar küfür ediyor. Biri inançla hertürlü duygusunu ve arzusunu bastırıyor, dıştan cila yapsada içten her türlü şeye şehvet duyuyor. O kadar açgözlü ki, bu güzelim dünya ona yetmiyor sonsuz cennet ve içindeki huri, gılman, şarapların peşinde. O da yetmiyor allahın cemali. Diğeri özgürlük diyor ancak alkolün, eğlencenin, kadının-erkeğin, sinemanın, dizinin esiri ve kölesi olmuş. Tabi bu tür şeyler daha çok suzusunluğunu arttırır. Yaş ilerledi mi bu arzularını tatmin edecek bir şeye yöneliyor : merdiÖRGÜTLÜ DİNLERE ve onun vaadettiklerine. Biri sizi reddediyor diğeride kabul ediyorsa ikiside anlamamış demektir. Arkanızdan küfür eden ile alkışlayan arasında hiçbir fark yok. Yoksa neden herkes anlaşılamamaktan yakınıyor.. herkesin seveni, taraftarı,düşmanı, annesi, babası, kardeşi var. Ama anlayanı yok. Anlayış olduğunda iletişim başlıyor. Ve sevgi, şefkat ortaya çıkıyor. Anladığınızda başka deyişle fark ettiğinizde problem ortadan kalkıyor.

    Anladığınız anda o şeyi aşarsınız. Diyelim kitap okuyorsunuz. Ancak kafanız bilmem ne sahillerinde cirit atıyor. Şimdi burada bir kitap okuma problemi var. İstediğiniz kadar araştırma yapın ve çabalayın ancak tekrar kitaba dönemezsiniz. Sonra birden kitap okuduğunuzu farkettiğiniz, anladığınız anda tekrar kitaba dönersiniz. Bu herkesin başına gelmiştir. Sizin hiç bir şey yapmanıza, herhangi bir çaba harcamanıza gerek kalmadan o problem ortadan kalkar.

    Şimdi bu gezegene yani olanlara bakalım. Olması gerekenlere değil. Bu çok saçma. Gezegenimiz yani evimiz yanıyor diyoruz. Birtakım uzmanlar çıkmış yanan evin içinde, efendim tuğlaları şu maddeden yapsaydık, şu prosüdürlere uysaydık, merdiveni üstten değil alttan verseydik bu ev yanmaz diyor. Canım arkadaşım ev yanıyor, harekete geçsene. Ev yanıyor sen, şöyle yapmalıyız, böyle yapmalıyız diyorsun. Aynı şekilde herhangi bir dine yada ideolojiye inanan birine dünya yanıyor, ahlaksızlık aldı başını gidiyor, insanlar sanki cinselliği yeni bulmuşlar gibi davranıyor vs. diyorsunuz. Verilen cevap: e bilmem ne kutsal kitaba uysaydık, şöyle yapsaydık, böyle yapsaydık bunlar olmazdı diyorlar. Alın burdan buyurun. Kimse harekete geçmek istemiyor. Yürüyen leşler gibiyiz. Çünkü ölüler, cansız sözcükler, kitaplar, dinler, kültürler, gelenekler, ideolojiler, yaşayan olgulardan daha önemli ve kutsal kabul ediliyor. Seninle yada olup bitenle değil tarih sayfalarında kaybolmuş olaylar ve örnek insanlarla ilgileniyor. Yeni, eski cevaplarla çözülmeye çalışılıyor. (Karşılaştırma)

    “Bu listeyi uzatan Dawkins dinin olmadığı bir dünya hayal edildiğinde hiçbir sorunun olmayacağı ve insanların barış içinde mutlu yaşayacağını sonucuna varıyor.
    Gerçekten böyle olabilir mi? Dinler olmasaydı insanlar mutlu olur, hiç savaş olmaz mıydı?
    Tabi ki bu sadece bir hayal, üstelik çıkış noktası da gerçeklerden oluşmayan bir yalan.

    Yazar çok ciddi bilgi eksikliği ile bu yorumları yapmış, daha doğrusu okuyucuyu eksik bilgi ile yanıltmaya çalışmış.
    Dünya savaşları hakkında kısa bilgisi olan bir kişi bu hayalin çıkış noktasının yanlış olduğunu kolaylıkla anlayabilir. . Örneğin1. dünya savaşı gibi, 2. Dünya Savaşının da motivasyon kaynağı kesinlikle din değildir. Aksine din karşıtı olan Hitler gibi, Stalin gibi, Musolini gibi liderlerin çıkarttığı ve komünizm, Faşizm gibi ideolojilerin neden olduğu savaşlardır. Sadece bu savaşta kıta Avrupa’sında 50 milyondan fazla insan ölmüştür.
    2. Dünya savaş sonrasında Stalin, Mao, Pol Pot gibi ateist liderlerin yaptığı katliamlarda ölen insanların sayısı hala belirsizdir.”

    3000 yıllık yazılı tarihte (yazının gelişimi, örgütlü dinlerin çıkışı, eğitimli insanların ortaya çıkışı, eğitim şart, sanki dünyayı bilim adamları, çok yüksek eğitimli insanlar mahvetmiyormuş gibi) 5000 savaş olmuş. Günde 1,5 savaş. Afiyet olsun. Bizler bu gezegeni coğrafi sınırlara, dinlere, milletlere, mezheplere, çeşitli ideolojik görüşlere parçaladık, böldük şimdi yönetiyoruz. Dinlerin, milliyetçiliğin, geleneklerin, ideolojilerin olmadığı bir dünya bilmiyoruz. Ancak çok basit bir yerde ikililik varsa orda çatışma olmak zorundadır. Benim kültürüm senin değerlerinden daha üstündür. Onun için bu dünyadaki problemler ancak benim değerlerimle çözülecek.. derseniz. Bir çatışma başlatırsınız. Benim ideolojim senin ideolojinden daha iyi. Benim allahım senin tanrını ve rabbini döver. Benim kitabım senin kitabından üstündür gibi. Aslında kimsenin bunları anlamakla ilgilenmediği ortada. Konu: güç ve iktidar. Kültürler, gelenekler, dinler, kutsal kitaplar bu güç ve iktidar için araçtır. Gücün ve tahhakkümün olmadığı yerde sevgi şevkat olur. Bu güzelim yaşam çok narin ve zayıf bir şeyin üzerinden ortaya çıkmıştır: OT. Evet ot . ot olmasa yaşam olmuyor. Bu dünyayı güç dediğiniz para ve petrol ve sanayi yok ediyor. Bu bir olgu fikir değil. Üzerinde tartışılmayacak kadar açık. Sadece dinler değil, gelenekler, ideolojiler, yarışmacı anlayış hemen terk edilmezse bu gezegen yok olacak. Çünkü değer dediğiniz şeyler güç ve tahhakkümü besliyor dolayısıyla bunun yandaşı olduğunuzda bu gezegendeki sefaletten, filistinde ölen çocuklardan sorumlu olursunuz. Ama önemli olan sizin için cennet. Bu amaç için bu gezegende ezmeyeceğiniz gariban, öldürmeyeceğiniz insan yok. Bu sefaletten hepimiz sorumluyuz. Bunun sorumluluğunu bir dış güce(tanrıya) atıp kurtulmaya çalışıyorsunuz. Vicadınınız el vermiyor İmtihanmış, hayat bir sınavmış gibi. Hangi şefkatli varlık çocuklarını acımasızca imtihan eder. Biraz şefkati olanlar çocuklarının üniversite sınavlarında acımasızca bir at gibi yarıştırıldığına isyan ediyorlar. Eğer bunların sorumlusu tanrı derseniz çok acımasız bir tanrı olsa gerek birbirimize bizi kırdırıyor ve seyrediyor. Ama ben evrende ve doğada büyük bir şefkat ve sevgi görüyorum.

    1. Adolf Hitler
    Yaratıcımızın ajanı olarak hareket ettiğime inanıyorum. Yahudilerle savaşarak, Tanrının işini yapıyorum.

    kaynaklar:
    İngilizcesi:
    http://www.stephenjaygould.org…..itler.html
    “I believe today that I am acting in the sense of the Almighty Creator. By warding off the Jews I am fighting for the Lords work.”
    ( Adolf Hitler, in a speech delivered at Reichstag, Berlin, 1936. )
    Hitlerin dini bir kimliği ile ilgili tartışmalar var. Ancak bu ateist ve dinsiz biride olsa farketmez. Bir ideolojinin peygamberliğini yapıyor. Aynı şekilde diğerleride. Burda hangi diktatörler inançlı hangileri ateisttir yarışması yapmayalım. Bu katliamdan dinlerde sorumludur. Hindiuzim ve budizm dışında bütün dinler insanları öldürmüşlerdir. Bu dinlerde de herhangi bir tanrı kavramı yoktur. Not: ben herhangi bir dinden değilim. Ayrıca bu saydığınız insanlar bu gezegende iktidar ve güç kurmak için bu kadar kötülüğe neden oldular. İnançlılar hem bu gezegeni hemde öbür dünya denen bir hazineyi ele geçirmek istiyorlar. İnançlıların şehveti, güdümü, arzusu çok daha yüksek görünüyor. Ne bu dünyayı inançsızlara bırakıyorlar ne öbür gezegeni. Bu ne açgözlülük. İşte bu açgözlülük diğerlerinden çok daha fazla kötülüklere neden olmuştur olmaya devam ediyor. Dinler açgözlülüğü azaltmıyor tam tersine körüklüyor. İnsanlara herşeyi vaad ettiler. Cehenemle kokuttular ama dünya dünden daha kötü. Demek pek bir işe yaramadı. Çünkü bastırılan arzular bir fırsatını bulunca çok büyük bir mecrada akmaya başlar.

    “Her düşünce olduğu gibi Din de bir motivasyon aracı olarak kullanılabileceği açıktır.”

    Motivasyon araçları çok; uyuşturucu, eğlence, kadın, alkol, para vs. Din dendiğinde kutsal birşeyler anlamına gelir. Herhalde bir tek ben böyle anlamıyorum. Kutsal birşeyi kötü bir amaçla nasıl kullanacağız anlamadım. İçinde kötülük olmayan bir şey ile motive oluyor, harekete geçiyorsam doğal olarak kimseyi incitmem ve zarar vermem. Bir de düşünce maddesel bir süreçtir. O zaman sizin söyleminizden dinin de maddesel bir süreç olduğu ortaya çıkıyor. Düşünce zihnin uydurduğu bir şeydir. Demek ki, dininizde öyleymiş. Siz diyorsunuz. Ben demedim. Ki görüşünüze katılıyorum bence de dinler insan düşüncesinin ürünüdür.

    “9/11 ve 7/7 eylemlerini yapan kişiler din ile motive edilmiş olabilirler. Fakat onların yaptığı bu eylemi dünya üzerinde kaç Müslüman tasvip etmektedir? “

    Zaten içinde biraz sevgi barındıran biri tasvip etmez. Eğer bu müslümansa bilinçsizde olsa kendi inancıyla çelişiyordur. Ben müslümanım ve diğerleri diye dünyayı ikiye bölerseniz zaten bu gezegendeki çatışmanın besleyicisi olorsunuz farkında olmasanızda.

    Bir insanı kurtarmanın dünyaları kurtarmakla eş değer olduğunu söyleyen Kuran ayetlerine göre böyle bir eylem, dini açıdan kabul edilebilir mi?

    Nisa Suresi 74 İğreti hayatı âhiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Allah yolunda çarpışıp da öldürülen yahut galip gelene biz, yakında, büyük bir ödül vereceğiz.

    Bakara Suresi 191 Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.

    Nisa Suresi 89 Onlarla eşitlenesiniz diye kendilerinin küfre saptığı gibi küfre sapmanızı istediler. O halde, Allah yolunda göç edecekleri vakte kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı.

    Tevbe Suresi 5 O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı gereğince kılar, zekâtı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

    Nisa Suresi 91 Diğer bazılarını da bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Ama fitneyle yüz yüze getirildiklerinde başaşağı içine dalarlar. Bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın, tuttuğunuz yerde öldürün. İşte böylelerinin üstüne gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet verilmiştir.

    Tevbe Suresi 12 Eğer verdikleri ahitten sonra yeminlerini bozar, dininize saldırırlarsa, o zaman küfrün elebaşlarını öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Böyle yaparsanız hal ve gidişlerine son verebilirler.

    Yusuf Suresi 9 “Yûsuf’u öldürün yahut bir yere götürüp atın ki, babanızın ilgisi yalnız size yönelsin ve bunun ardından barışcıl ve hayırsever bir topluluk haline gelesiniz.”

    Galiba yukarıdaki ayetlerden haberiniz yok. Biri bu ayetleri kıstas alıp doğal olarak kötülüğe motive olabilir. Ben de sizi dini bilgisi olan biri sandım. Bunları hergün okuyorsunuz ama gözünüzden kaçıyor öyle mi? Yada inanç sizi kör etmiş.

    “Evrim teorisi açısından cevaplanması en zor olan soru herhalde yeryüzündeki yaşamın başlangıcı hakkındadır.”

    Canım arkadaşlarım neden evrimin ne olduğunu tam olarak öğrenmiyorsunuz. Böyle bir dikkatsizliği nasıl yapıyorsunuz. Çünkü yaşamıyorsunuz. Çünkü karşınızdakini anlamıyorsunuz. Zihniniz çevrenizin koşullanmasıyla oluştu. Çünkü zihniniz bu gezegende değil. Cennette yada cehennemde. Burda değilsiniz sanki öbür dünyada yaşıyorsunuz. Burda yaşarsanız o zaman kulaklarınız, gözleriniz ve beyniniz çalışmaya başlayacak. Evrim türlerin nasıl ortaya çıktığın anlatan bir teoridir. İlk canlının nasıl ortaya çıktığından bahsetmez. Yani cansızdan canlıya geçiş aşamasını. Bu konu zaten tartışılıyor. Bir insan hem evrim teorisini kabul edip hemde herhangi bir dine inanabilir.

    Yaşamın başlangıcı, şüphe duyanlar için söylemek isterim ki araştırma konusu olarak gelişmekte olan bir konudur. Bu araştırmanın ilgili uzmanlık alanı kimyadır ve bu benim alanım değildir. Gelişmeleri çok büyük bir merakla kenardan izlerim ve önümüzdeki birkaç yıl içinde eğer kimyacılar laboratuarlarında yeni bir yaşam başlangıcını başarılı bir şekilde yeniden gerçekleştirdiklerini bildirirlerse hiç şaşırmam. Ancak yine de bu henüz gerçekleşmedi ve bu gelişmenin olasılığı oldukça düşük olduğunu söylemek mümkündür ve bu her zaman böyledir; gerçi bu bir kez gerçekleşti. ( A.g.e,sayfa 133) Dawkins

    Zaten Dawkins’te ifade etmiş. Yaşamın ilk ortaya çıkışı tartışılıyor. Ne yaratılış teorisine inananlar için nede ateistler için herhangi bir bulgu bulunmamış daha. Dawkins’te kendiliğinden olmuştur fikrini kendisine daha yakın bulduğunu anlatıyor zaten kitapta. Herhalde arkadaşıma kitap ağır geldi. Normaldir. Gözler, kulaklar ve beyin burası için değil öbür dünya için çalışıyor. Biraz burası için çalışsa bu gezegendeki canlıları anlamaya başlar. Yukarda Dawkins evrim teorisinden bahsetmiyor ki.

    “Akıllı Tasarım teorisi bilimsel gelişmeler sonucunda ortaya çıkmış bir teoridir. Yapılan araştırmalar evrimin iddia ettiği gibi bir gelişmenin olamayacağını bize gösterir. Canlılıktaki tasarımın ötesinde, hücre çekirdeği içinde var olan bilginin de evrim için ikinci büyük açmazı oluşturmaktadır. Cansız ve şuursuz maddelerin bir araya gererek DNA gibi 3 milyar harften oluşan bir bilgiyi oluşturamaz. Bu ve benzeri bir çok örnek Evrim Teorisinin anlattığı senaryoları çürütürken, bir yaratıcının varlığını açıkça bize göstermektedir.”

    Cevap yok. Sevgi olmadan, dünyada yeni devrimler yapın, nasıl bir toplum kuracağınızı konuşun, bu evreni kimin yarattığını arayın, konuşun, konuşun yalnızca acı yaratırsınız. Herşey size bağlı. Liderleriniz yok, öğretmenleriniz yok, kutsal kitaplarınız yok peygamberleriniz yok, size ne yapmanız gerektiğini söyleyecek hiç kimse yok. Problemlerinizi çözecek ve cevaplayacak hiçkimse yok. Bu çılgın, zalim dünyada yapayalnızsınız.

    Dawkins ve siz inançlı insanların yaptığı hata şu: ben biliyorum. Yok yada var. Ben biliyorum dediğiniz an öğrenmeyi bitirirsiniz. Madem sonsuz bir yaratım var. O zaman ben biliyorum deyip bir şeyi stabilize edersek çelişkiye düşmüş oluruz. Sonsuz yaratım ve hareketten söz ediyoruz. Şunları şunları yap o mutlak bilgiye ulaşırsın yada dümdüz gideceksin ana yola çık sağ dön yüz metre ilerde O’nu bulursunuz dediğiniz an onu yani o sonsuz yaratım ve hareketi sabit bir şeye dönüştürürsünüz. Zaten güzelliğide orda bilmiyoruz. Araştırıyoruz. Karşımızda hergün yeniden keşfedilmesi gereken sonsuz bir hareket var. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Bilmiyorum dediğim an araştırırım. Ancak şöyle bir saçmalıkta var. Aradığınızı şeyi bilmeniz gerek. Yoksa onunla karşılaştığınızda tanıyabilmelisiniz. Yoksa yanınızdan geçip gider. Demekki aramanın kendiside saçmalık. Arıyorum o zaman aradığım şeyi bilmem lazım ki gördüğümde tanıyayım. Demek ki onu biliyorum. Madem biliyorum niye arıyorum. Alın burda yakın..

    Önünüze bir şiir, yada bir resim geldi. Genelde pek ilgi göstermeyiz. Biz şiirin ve resmin kendisiyle ilgilenmeyiz. Şöyle bir bakıp, burda ne diyor diye bakmayız. Bir kar, çıkar yoksa bakmıyoruz. Önemli olan o şiiri yada resmi kimin yaptığı. Picasso yada Mehmet Akif’se bakıyoruz. Gözlerimiz ve kulaklarımız faltaşı kesilir. Neden? Önemli olan resim yada şiir değil onun ünü, şöhreti, makamı. Biz onun etiketiyle ilgileniriz. Bizler etikete, imgeye, sözcüklere, güce taparız. Bilmem nerdeki putları yıkmakla övünür onların yerine zihinsel putlar koyar onlara taparız. Bizler bu güzel gezegeni ne demek istediğini anlamak istemeyiz, güzelce ve ahlaklıca yaşamak istemeyiz. Bizim ilgilendiğimiz evrende adı ünlü olan bir güç tanrı, allah, rab acaba kim yarattı?

    Günlerce, aylarca birine bir şey söylersiniz. Daha sonra bir uzman yada prof yada örnek insan başında herhangi etiketi olan bir gelir. O aylarca belki senelerce konuştuğunuz o kişi o etiket sahibini ağzı açık dinler. Sonra size gelip ondan aldığı şeyleri satar. Sonra sizde ya ben bunu sana kaç defa söyledim beni hiç dinlememiş dersiniz. Bu hiç başınıza gelmiyor mu? Hergün başınıza gelmiyor mu? Neden? Neden siz onun için önemsizsiniz? Çünkü başınızda bir etiket yok. Çünkü genç, dik, diri, göğüsleri taze, güzel, yakışıklı, başarılı, ünlü, uzman, prof, vs. değilsiniz. Bir imgeye, kalıba, şablona tapan biri nasıl bir kutsallıktan bahseder anlayamıyorum. Çünkü hiç rahatsız edilmek istemeyiz. Hep güzel görüp, güzel düşünmek isteriz ve hayatımızın bu şekilde güzel olacağını umut ederiz. Zihninizi sadece bu güzel dediğiniz şeylerle koşullandırırsanız, çirkini garibanı, fakiri, şiddeti, özürlüyü, spastiği görmezsiniz. Gözümü öbür dünyaya yada cennete diktiysem bu dünyada ne olduğunu göremem. Çünkü rahatsız edilmek istemiyorum. Çünkü bakarsam rahatsız olacağım ve harekte geçeceğim. Ne diye bu uyuşturucunun etkisinden kurtulayım ki. Hiç ayılmak alkolikler gibi. Çünkü ayılırsam dünyaya ve etrafımdakilere nasıl zarar ve rahatsızlık vereceğimi göreceğim. Rahatımı düşündüğüm için rahatsızdır dünya demeyiz. Güvenliğimi düşündüğüm için güvensiz, şiddetli dolu bu dünya demeyiz.

    Akıllı Tasarım varmış. Olsa ne olur olmasa ne olur. Evrim, türlerin çeşitliliğini sağlamış. Teknoloji ve bilim birbirimizi nasıl daha iyi öldüreceğimizi buldu. Dinler, kültürler, gelenekler, ideolojilerde aynı şekilde. Bu gezeni yok etmeye çalışıyoruz. Bu gezegen ne müslümanların, ne türklerin ne hristiyanların, ne İngilizlerin ne de Yahudilerin dünyası. Bu dünya hepimizin. Yaşam yaşamak için var. Bu kadar..

  13. Bülent bey,
    1. Kuran’ın şu anda iniş sırasına göre düzenlenmemiş olması veya bölümlere ayrılmamış olması gibi gerçekler Medine dönemi ayetlerinin Mekke dönemi ayetlerinden şiddet/savaş yanlısı içeriği itibariyle farklı oldukları gerçeğini değiştirmez. İlk inen ayetler barış yanlısı iken, daha sonra inen ayetler savaş yanlısı ifadeler içerir, bu tespit doğrudur.
    2. İslam ülkelerindeki bir takım yanlış geleneksel uygulamaların Kuran’dan kaynaklanmadığını iddia ediyorsunuz. Fakat, dinin kendisi veya ilk insanların uygulamaları toplumsal hayatın oluşmasında son derece etkili olmuşlardır ve bu yanlış geleneksel uygulamaların oluşmasında da mutlaka öyle veya böyle etkilidirler. Bu çağda müslüman ülkelerde küçük yaşlardaki kız çocukları kendilerinden yaşça çok büyük insanlarla evlendiriliyorlarsa ( Kuranda böyle bir ayet olmamasına rağmen )bu uygulamada Hz Ayşe ile Hz Muhammed’in evliliğinin çok payı var.

    ÇAĞRI diyor ki “Kuran’da…asla ama asla içeriğinde şiddeti teşvik eden hiç bir satır yok”. Kuran’ı dikkatli okumasını öneririm, savaş ve şiddet ile ilgili bir sürü ayet var…Bunları görmek istemezseniz görmezsiniz ama doğru olmaz….

    saygılar

    XXXX
    Olaya baktığınız yer çok önemli. Ayni verilerle farklı yorumlar çok rahat yapılır. İslam ilk dönemde gizli bir şekilde yayıldı. Bu nedenle toplumsal şiddetle çok fazla karşılaşmadı. Fakat Medine döneminde İslam bir toplumun dini haline geldi. Farklı bir şehirde müslümanlar ağırlıklı olarak yaşamaya başladı. Bu dönemde ise müşriklerin saldırılarıyla muhattab oldu. Bu saldırılara karşı nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili ayetler geldi. Bu ayetleri önyargısız bir şekilde okursanız bunların savunma amaçlı olduğunu görürsünüz. Ayetlerde ” Allah yolunda sizinle savaşanlarla siz de savaşın.” denir. Aynı veriler Mekke döneminde savaş ile ilgili ayetler gelmiyor, ama Medine döneminde geliyor. Buradan yola çıkarak İslamı eleştirenler ve sizin onlardan etkilenen yorumunuza göre, İslam güç kazandıkça saldırgan olduğudur. Ama gerçekler böyle değil. Tüm ayetleri dikkatli okursanız ki bu konuda bir yazı yazmıştım, hiç bir şekilde saldırı savaşı emredilmez. Aksine saldırı savaşı haram kılınmıştır.
    Bu yüzden ayetleri Turan Dursun gibi, İlhan Arsel gibi kişilerin yönlendirmesi ve çarpıtması ile değil, objektif bir şekilde okursanız sonuçta gerçeği daha rahat görürsünüz diye düşünüyorum.
    Benzer durum yaşı küçük kız konusunda da var. Uydurma hadislerde olan ifadeler Kuran’I bağlamayacağını düşünüyorum. Aslında örfler tarih içinde dinleri şekilendirmişlerdir. Tüm müslümanlar aynı Kuran’a iman etmekteyken, Endonezya’daki müslümanların dini yaşayış ve örfleriyle, ABD’deki zenciler arasında yaşanan İslam arasında çok büyük farklılklar oluşmaktadır.
    Tarih içindeki İslam olmuş toplumlar, örneğin Araplar kendi örflerini de dine taşımışlardır. Hatta örflerini dine mal etmek için uydurma hadislerle bunları ritüelleştirmişlerdir. Dini bunlardan alan toplumlarda da bu örfe dayalı dinin etkileri olmuştur. İslam dininin temel sorununun bu olduğunu düşünüyorum. Bu tarz din zannedilen örfi kalıntılar temizlenmesi gerekir. Bu da ancak Kuran’da dayalı bir dinin ortaya konmasıyla olur.
    Admin
    XXXX

  14. Bir önceki mesaj için özür dilerim. Mesajım yerinde duruyormuş. Gözümden kaçmış. Bu iki mesajı da yayımlamayabilirsiniz.

  15. Bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. İnancınız, felsefeniz ne olursa olsun mutlaka okuyun. Bu kitap dini eleştirmekten ziyade bilimsel yöntem ile dinlerin savlarını ve Tanrı kavramını ele almak üzerinedir.

    Ben kitabın İngilizce aslını okudum. Dawkins’in gayet akıcı ve anlaşılır bir uslubu var. Bu kitabın Türkçe çevirisi de var.

    Dawkins bir ideolog değil ciddi çalışmaları olan bir bilimadamıdır.

    Bu kitabı okumaktan çekinmeyin. Okuduklarınızı da yalanlamak yada doğrulamak için bilimsel kaynaklara başvurun.

    Saygılarımla

  16. Din ile sarhoş olmak yerine ayık olmayı tercih eden bir insan.

  17. “Richard Dawkin bir bunaktır”…kabullenmeyebilirsiniz.ama böyle yapmakla müslüman dünyası deve kuşu gibi yapmakla hiçbiryere varamaz.Bunak denilen kişi oxforda prof. saygılar.

    XXX
    Bu hakaret gözümden kaçmış. Onu düzelttim. Herkes eleştirilebilmeli ama hakaret etmek yanlış bir davranış. Dawkins’i eleştiren farklı üniversitelerden farklı profesörler de var. Bir insanın bir konuda profesör olması her konuda herşeyi doğru söyleyeceği anlamına gelmez. Örneğin Dawkins kimya kökenli bir bilim adamı, fosil bilim hakkında, sosyoloji hakkında, ahlakın kökeni hakkında yada dinler hakkınde söylediği herşeyin kesin tartışılmaz gerçekler olduğunu kabul etmek çok saflık olur diye düşünüyorum.
    Admin
    XXXX

  18. Yazıdaki yalanları, yanlışları, iftiraları gösterdiğim mesajlarım neden silindi acaba? Ağır mı geldi gerçekler? Bu tip sadece dezenformasyon amaçlı bilimsel değeri sıfır olan yazıların bu sitede yayımlanma amacı nedir çok merak ediyorum?

    XXX
    Hiç bir mesajınızı silmedim. Hepsine cevap yazdım yazıyorum.
    Bu sitenin amacını sormuşsunuz. Bu sitede ateist doğmalara, din hakkındaki yanlış bilgilere, yanlış bilgiler dışında hezeyanlara cevap vermek amacıyla kurulmuş bir sitedir. Bundan neden rahatsız oluyorsunuz anlamıyorum.
    Admin
    XXX

  19. Yazar mutlu bir dünya aramakta ve bununda ancak dinlerin olmadığı bir ortamda olabileceğini savunmaktadır.Esasında yazarın hristiyan kökenli olduğunu düşünürsek aradığını dininin dışında araması doğaldır.Çünki kilisenin dini ona beklediği özgürlüğü ve barış ortamını ona vermemektedir.Aslında günümüz islam inancıda bunu sağlamaktan uzaktır.Ancak şu bir gerçekki Kuranı temel alacak yeni bir anlayış tüm dünya insanlarının özgür,mutlu,güvenli,laik olarak yaşamalarına imkan sağlayacaktır.Kuran ilmini bilen insanlar topluluğu, kuranı insanlara yeniden tanıtma girişimine başlamışlardır.Zannediyorum az bir zaman içinde yeryüzünde,bu topluluğun açıklamaları ile kuran medeniyeti kurulmuş olacak ve yazarda aradığı ortamı bulacaktır.Şu an tüm meselemiz hristiyanlaştırılmış islamı,Allahın islamı haline getirecek bu topluluğun,çalışmalarını duymamış olmamızdır.Kurandersi olarak alacağımız derslerle yeniden kuranla tanışmamız gerekmektedir.

  20. Selam. Bir şeyi kesinlikle anlayamıyorum. Kuran şöyle barışçı böyle güzel. Neden böyle yapıyorsunuz ama. Bütün herkesin gözü önünde. Yani Kuran’ın türkçesi var. Eleştiriler orta yerde. Kuran’da şiddet insanı aşağılama, kadını aşağılama,kin ve nefret,cinsiyetçilik, ırkçılık yalan ,ırkçılık,kan vb.. vb.. diz boyu neden redediyorsunuz ve böyle nereye varacağınızı sanıyorsunuz. İnsaf, okuyun okuyun biraz daha çok daha okuyun. ilhan Arsel Turan Dursun okuyun. Ayrıca R. Dawkıns ın adı geçen kitabında çoğunlukla hemen tamamına yakını hiristiyanlık ve genel din üzerine yazılardır. İslamiyet ile ilgili bir kaç paragraf var ama görüyorum ki böylesine dahi tahammülümüz hiç yok…

    XXX
    Merak etmeyin hepsini okuyuyorum. Bu sitedeki yazılar ve cevaplarında zaten bu tarz yazarların iddialarına ilişkindir. Örneğin İlhan Arsel’in yeni çıkan kitabı hakkında yazdığım eleştiriyi bu linkten okuyabilirsiniz.
    Benim size tavsiyem tek taraflı değil, iddiaları cevaplarıyla birlikte değerlendirmenizdir. O zaman bu iddiaların nasıl temelsiz ve tutarsız olduğunu siz göreceksiniz. Dine mal edilmeye çalışılan yada dine iftira atılarak otaya konan bu tarz konular gerçeği yansıtmamaktadır.
    Admin
    XXX

  21. çöke çöke bıkmadılar ama hala daha kendilerine göre teori belirliyorlar
    gururlarındanmıdır hakkaten imansızlıklarındanmıdır nedir ama artık ispatlar ve deliller sizlerede imanı tattırsın…
    ama bir çok kişinin kafasını karıştırıp yanlış yola sevketmenizinde bedelini ödeyin
    yaşasın iman yaşasın İslam

  22. Sayin Tatlican… Dawkins’in dinler olmasaydi daha bariscil bir dunya olacagini savunmadigini soyluyor. Dawkins CNN International’a verdigi mulakatta kitabi bu amacla yazdigini soyluyor. Dunyadaki yasami din disi bir ahlakla temellendirerek bariscil bir dunya olacagini umuyor. Ilginc gelen sey yazarin sunucunun sordugu sorulara cevap verirken yuzundeki ifadeydi. Yuksek bir yere ciktiginizda ve manzaraya baktiginizda bunda ilahi bir yon olmadigini mi dusunuyorsunuz diye sordugunda… Yuzunde garip bos bir ifade vardi ve durakladi… Sunucu, yine de yaraticinin olmadigini yuzde yuz soyleyemiyorsunuz dediginde… Bir bilim adami olarak hep supheci olmalisiniz cevabini veriyordu… Yuzunde “birseyler eksik anlattiklarimda” ifadesi vardi. Komikti sirf bu mulakat icin Dawkins’e aciyorum… Din konusunda uzman olmayan bir sunucuya bile dogru durust cevap veremedigi kendi gorus noktasini kitap haline getirip kendine zulmettigi icin…

  23. Sosyal alana bakıyorsunuz tartışmalar uzayıp gidiyor, din alanına bakıyorsunuz tartışmalar uzayıp gidiyor, bilim alanına bakıyorsunuz kafa karışıklığı içinde buluyorsunuz kendinizi. Beyniniz içmesi zor, sıcak ve acı bir çorbaya dönüyor. Bu arada başınız deli gibi fönmeye başlıyor. En basit meseleleri bile kurcaladığınızda altından kalkamıyorsunuz. Bu bir dengedir. Aynen yüce yaratıcının bize anlattığı gibi: bu bir imtihan. O nedenle kendi kendine oluştuğu söylenen bu dünyada nedense tek bir fikir üstün gelemiyor.

  24. kitaba gelen olumsuz eleştirileri anlayamıyorum.adam sadece kendi düşüncelerini yazmış ve kendince haklı sonuçlar çıkarmış.ayrıca çoğu yerde de haklıdır din insanlar üzerinde büyük baskısıyla çocukluktan itibaren şizofren kişiliklerin oluşmasına sebep olabiliyor(her zaman demediğime dikkat çekerim.).ve unutmamanız gereken birşey var; RİCHARD DAWKİNS bir bilim adamı ve dini inancı olmaması çok doğal; çünkü o bilime inanıyor.

  25. Bir müslüman olarak, böyle bir yazı hazırlayarak bizleri aydınlattığın için nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Dawkins’in dayanaksız iddialarını tek tek çürütüp, tüm kanıtlara rağmen hala evrimi savunabilenlere gerekli cevabı vermişsin. Üstelik Dawkins’in yapamadığını yaparak, iddialarını bilimsel kanıtlarla desteklemişsin. Bence bu makaleyi Science Magazine dergisine göndermelisin. Böylece gerçekleri tüm dünya görebilir. Çalışmalarının devamını bekliyorum. Dawkins’in diğer kitaplarındaki hataları da bularak bu aldatmacaya son verebilirsin. Ateist doğmalara geçit vermemeliyiz. Allah yardımcın olsun.

  26. öncelikle şunu söyleyeyim,demişsiniz ya hani, müslümanların bazıları kötülük yapıyor olabilir ama bunun kurandaki ayetlerle bi ilgisi yoktur, bu dinin kötüye kullanılmasıudır sadece diye.. arkadaşım,dawkins zaten bunun için kötü diyo,siz kendinizi adamı anlamamaya proglamlamışsınız.yani eğer bi din olmasaydı acaba insanları din aracılığıyla suç işlemeye teşvik edebilir miydiniz??
    ayrıca demişsiniz ki dawkins din olmazsa dünyada hiç bi sorunun kalmıyacağını söylüyo.yok artık yani adamın kitabında açık açık yazıyo tabii ki dinin bütün kötülüklerin temeli olduğunu düşünmüyorum ama olmasaydı daha iyi olurdu diye!ya aynen böyle bi cümle var,niye tek başına kulağa kötü gelen cümleleri alıp koyuyosunuz sadece?amacınız ne arkadaşım?zaten yeteri kadar harun yahya sitesi var internette bi siz eksik kalmıştınız.
    ayrıca sevgili arkadaşlar ,nsan maymundan falan gelmedi,anlayın şunu artık.MAYMUNLARLA AYNI SOYDAN GELDİ.herhangi bi zooloji kitabı açıp okursanız,insanların primatlar takımına mensup olduğunu hemen görürsünüz.bilmeyenler için açıklıyayım primatlar makiler,cadımakiler ve insansımaymunlardan oluşur.
    ayrıca bana bikaç tane yaradılışçı bilim adamı gösterebilir misin şöyle tanınmış?gerçekten merak ediyorum.
    (gidipte yorumum hakkında müslüman olup da nasıl evrimi savunursunb şeklinde şeyler yazmayın,ateistim ben.zsaten hem müslüman olup hem de evrim nasıl savunulur ki?)

  27. herkesin anlaması beklenemiyecek değerde insanın ufkunu genişleten harika bir kitaptır herkeze tavsiye ediyorum ayrıca hayatınızı daha severek ve doğru algılayarak yaşamanızı sağlayacaktır

  28. Bir müslüman olmayarak. Dawkins’in kitabını çarpıttığın kendi yorumlarını ekelyerek yazdığın ve kendi yazdığını kendin çürüttüğün için. Seni tebrik etmek istiyorum.

  29. “RİCHARD DAWKİNS bir bilim adamı ve dini inancı olmaması çok doğal; çünkü o bilime inanıyor”

    demişsin
    1)bilim bir din degildir
    2)bilim ile din ayrı kulvarlardadır
    3)ya din yada bilim diye net bir ayrım da yoktur(oyle olsaydı dünyadaki tüm bilimadamlarının ateist olması gerekirdi)
    4)bilime inanmak tabiri yanlıştır çünkü inanç sadece dinsel ogeler icin gecerlidir
    5)boyle bir yorum yaptıgına gore ya dini bilmiyorsun ya da bilimi

  30. gün gelecek hepiniz ateizmin dogru oldugunu anlayacaksınız

  31. Evren sürekli genişlemektedir.Bu bilimsel açıdan ispatlandı.Kuran_ı Kerim ALLAH söz olduğu belirlidirŞüphesiz ALLAH herşeyi hakkıyla bilendir.Yoktan var eden ALLAH’a ne kadar az şükrediyoruz!Haydi namaza!

  32. “comment dünya 17 Ocak 2009:

    kitaba gelen olumsuz eleştirileri anlayamıyorum.adam sadece kendi düşüncelerini yazmış ve kendince haklı sonuçlar çıkarmış.ayrıca çoğu yerde de haklıdır din insanlar üzerinde büyük baskısıyla çocukluktan itibaren şizofren kişiliklerin oluşmasına sebep olabiliyor(her zaman demediğime dikkat çekerim.).ve unutmamanız gereken birşey var; RİCHARD DAWKİNS bir bilim adamı ve dini inancı olmaması çok doğal; çünkü o bilime inanıyor.”

    “kitaba gelen olumsuz eleştirileri anlayamıyorum.adam sadece kendi düşüncelerini yazmış ve kendince haklı sonuçlar çıkarmış”

    kitabıbın bizatihi kendisi olumsuz bir eleştiri.. yani bir ilke veya sabite sunmuyor.. tepki veriyor.. dolayısıyla olumsuz eleştiriyi olumsuz eleştirmek normal bişey olsa gerek.. “haklı sonuçlar” demek tamamen size mundemiç bişey.. bizi ilgilendirmiyor..

    “ayrıca çoğu yerde de haklıdır din insanlar üzerinde büyük baskısıyla ”

    selçuklu ve osmanlı bir din devletiydi.. ama 1000 yıl boyunca bu topraklarda ermeniler, yahudiler,rumlar,nasraniler varlıklarını sürdürdüler.. bu “baskı” önyargısını yalanlar.. daha ziyade tersi doğrudur.. materyalizm dünyaya hakim olmaya başladığı andan itibaren (aydınlanma felsefesi ) dünyada bütün savaşlşarda ölenlerden daha fazlası aydınlanmadan itibaren modern çağda hakim materyalizm ile öldürülmüştür.. 150-200 milyon insan yaklaşık olarak.. avrupa ve amerikanın “hristiyan” olduğu iddia edilemez.. avrupa ve abd hüküm süren yasalarını ve devletlerini dine dayandırmazlar.. ya neye dayandırırlar ? pozitivizme (richard dawkinginde bağlı olduğu ekoldür denebilir)

    “şizofren kişiliklerin oluşmasına sebep olabiliyor(her zaman demediğime dikkat çekerim.)”

    buda senin subjektivizmin din kendi tanımıyla “insanı kamil” der.. mevlanaya- yunus emreye şizofren diyebilir misin?

    “ve unutmamanız gereken birşey var; RİCHARD DAWKİNS bir bilim adamı ve dini inancı olmaması çok doğal; çünkü o bilime inanıyor.”

    bu çok gülünç bişey..

    şimdi “dinsiz bilim kör,topal ve sağırdır” diyen einsteini nereye koyuyorsunuz…

    “tanrı evreni yarattı ve herşey bir makine gibi işlemeye başladı ” diyen newtonu…

    bunun dışında ibni sinayı, cabiri,ibnu nefisi, ali kuşçuyu paul davesi, fritjof caprayı?

    şimdi bunlar bilim adamı olmuyor öyle mi?

  33. bir cok ateist insanların kitaplarını okudum;daha önceleri hristiyan bir kişi olarak kuran-ı kerim okuduktan sonra gerçek bilgiye ulaştım.ateistlerin ve islam düşmanı oryantalistlerin 1400 yıldan bu yana süren çirkin iftiralarına karşı kuran-ı kerim en güzel dili ile cevapladığına şahit oldum.
    işte gerçek kurandakı mucıze budur…..
    630 yıllarda gelen bır kitap nasıl olurda 2009 yılındaki iftiralara cevap verebiliyor?1400 yıldan bu yana değişmeyen,saflığını ve gerçekliğini koruyan,bugunun ve geçmişin konularına değinen,insanın rehberi konumundakı,toplumun işığı olan;dünya üzerindeki en iyi hukuk ve siyasal sistemi içinde barındıran bir kitabın bir insan tarafından yazılmasının mümkün olmadığını ıspatlanmıştır.ama ne yazık ki islam karşıtı olan çevrelerin bu gerçeği saklamaları cok uzun sürmeyecektır.bugun bir cok din alimi hristiyanların bile kuran-ı kerim üzerindeki değişmezlik,taklit edilemezliği ve ebedi yönden mükemmel oluşu ;samimi hristiyan tarafından kutsal kitap olduğuna inanılmıştır.630 yıllardan; arap çöllerinden teknoloji ve bilgi düzeyine göre böyle bir kitapın ınsanlığa sunulması ancak allah tarafından olduğu aşikar bir gerçektir.4 yıldan bu yana islam hakkında ve hz peygamber hakkında detaylı çalışmalar yapıyorum;ve atılan iftiraların hiçbir geçerlilik payı olmadığını sürekli olarak açıkladım.bir cok ateist ve ehli-kitaptan olan kişilere bu gerçekleri anlattım.ve anlatmaya devam ediyorum.
    gelişen teknoloji ve bilim ile müslümanlık çığ gibi büyüme devam ediyor.dünya üzerinde hiç bir din yok ki bu bu kadar yüzyıla değişmeden gelebilsin…….ama islamın bugun 1400 yıldan beri değişmemmesi sizce mucıze değil mi??

  34. Bülent Bey’in yazısına istinaden biraz olsun nesnel yaklaşım içinde olabilen arkadaşlar (inanç veya inançsızlıktan bağımsız olarak) zaten kendi içinde tutarsız ve yanıltıcı noktaları belirlemişler. Ben yalnızca şunu vurgulamak istiyorum: Bülent Bey Dawkins’in çeşitli konulardaki anlatımına başlangıç noktası oluşturan önermelerini alıntılamış ve kendisince çürütmüş. Tabi ki alıntılarında Dawkins’in bu konulardaki takip eden açıklamalarına yer vermemiş (örneğin yaşamın başlangıcının olasılıksızlığını müthiş zarif bir şekilde açıklayışı ve Behe’nin İndirgenemez Komplekslik savlarının bilim tarafından yıllar geçtikçe nasıl çürütüldüğünü anlatışı). Tabi bu konuda fikir oluşturabilmek için Dawkins’in kitabını okumanız lazım. İnanan inanmayan fark etmez, sadece akılcı düşünmeyi başarabilen herkese tavsiye ederim. Bana göre kitabın en temel noktası şu: eğer her şeyin (evren-dünya-yaşam vs) antropi kuramı gereğince ve/veya evrim kuramına uygun olarak kendi kendine oluştuğu düşüncesini saçma buluyorsanız, bütün bunları yaratabilecek özellikte bir tanrının kendi kendine oluştuğu düşüncesini büsbütün saçma bulmanız beklenir.

  35. internette eleştiri yazısı pek yazmam ama yazılanları okuduktan sonra yazma gereğini hissettim.fazla uzatmayacağım.
    Bir kitap yazılmış ve siz de bunu okuyup bir kanıya varmışsınız.fakat eleştirinizde sürekli”yanlış” sözcüğünü kullanmışsınız.Bir insan bir şeyler düşünmüş ve bunu kitap haline getirmiş.siz de buna eleştiri olarak “yanlış “demişsiniz de…
    Kime göre yanlış.asıl soru bu.size göre yanlış olan bana göre doğru olamaz mı acaba?
    Sözün özü:bırakın da neyin yanlış neyin doğru olduğuna okuyucular karar versin.

  36. sevgili arkadaşlar kur’anı kerim Allah kelamıdır.Onun için buraya kafanıza göre ayetleri yazıp anladığınız şekilde yorum yapmayın.Darwinde eğer dünyada anlamamışsa gerçeği zamanı gelince ahiretde anlayacaktır.Bunun için kafanızı yormayın.Sevgiler.

  37. kuranın gerçekliği ve hak bir kitap olduğu ayetleriyle bilimseliğiyle kanıtlanmıştır. ama buna inanmayanda aslında biliyordur bu gerçekliğini, kutsal kıtabımızın.
    Onlarda böyle bile bile yanlışlığı yaptıkları için allah onların gözlerini köerltmış kalplerini mühürleştırtmıştır
    ve dinimizde bilimselikde vardır astronomide vardır tıpta vardır
    hepsini zamanında islamıyetın peygamberleri filozofları geliştirmiştir en çok
    ama bugun bakıyorsun batı dunyası her alandakı çalışmayı kendisi yapmış gibi güsteriyorlar islamıyeti ve geçmışınıde kötülüyorlar
    ve bugunde islamıyetın gelişmemesı geride kalması aslında hepsi onların politıkalarıdır, onların oyunlarıdır,
    bunu artık genç neslımız bilmelidir ve herkes üstüne gereken gürevini yapmalıdır uyanalım ey artık ey muslumanlar

  38. ateist
    - gün gelecek hepiniz ateizmin dogru oldugunu anlayacaksınız -

    Kainatı kim var etti arkadaş? ayı güneşi bulutları dağları taşları demiriri havayı sıcağı soğuğu acıyı tatlıyı insanları hayvanları geceyi gündüzü? uyuduğun zaman bile nefes almaktasın kalbin atmakta değilmi? bunları kim idare ediyor.Görmüyormusun insanın ve tüm canlıların özelliğini? hepsi hayatını sürdürebileceği şekilde dizayn edilmemişmi? Kainat canlıların yaşamına göre dizayn edilmemişmi?
    İnsanları hayvanlardan ayıran özellikleri hala keşfedemiyormusunuz?Nasıl kullanıyorsunuz beyinlerinizi?Acıktığın zaman yemek yiyorsun değilmi? SOnra midene gidiyor yediklerin orda öğütülüyor değilmi? Sonra yararlı olan besin maddelerini vücüd saklamıyormu? peki faydası olmayanları dısarı atmıyormu? Sende dıskı deliği olması acaba tesadüfmü?Görmüyormusun her canlı sey sudan yaratıldı?Bunları anlamak için at gözlüklerinizi cikarin da bakin etrafiniza? bir bulut olmsaydi neler olurdu yada güneş veya ölçülerinde farklılık olsaydı neler olurdu düşünün biraz ;)

  39. biz nüslümanlar öldükten sonra hayatın olduğuna hiç kuşkusuz inanıyoruz. yaptığımız ibadetler de bunu gösteriyor. düşünün ki ateistin dediği gibi bir yaratıcı olmasın ( ki hiç şüphesiz var) biz bişey kaybetmeyeceğiz yani o nasıl yaşadıysa hayatı bizde onu yaşayacağız ve toprak olacağız ya da başka bişey. ancak hiç şüphesiz bizi yaratan ALLAH tır bu yüzden öldüğümüzde kazanan biz olcaz ve onlar kaybedecek bakın gerçeği uzakta aramalarına gerek yok çağımızda ölüm her yanımızı kuşatmıştır bu yüzden gerçek din olan İslam gerçeği ortaya çıkacaktır.Zaten Kur an daki birçok mucizede buna işaret ediyor. sakın içiniz burkulmasın.ateistler bir boşluktalar ve inanın bana ateistler biz inananları kıskanıyorlar. biz boşlukta değil islamka yaşıyoruz ancak onlar hayvanlar gibi amaçsız hayvanlar gibi ye iç ve öl felsefesini benimsiyorlar ancak onlar bırakın şevkimizi kırmayı bizi daha da İslam a ısındırıyor.son söz olarakta Allah a şükürler olsun ki bizi dünya ya müslüman olarak gönederdi.

Yorum yapın