Entropi ve Yaratılış

Doğa kanunları hayatın ve evrenin sınırlarını bildiren gerçeklerdir. Bir cismin suda batmaması suyun kaldırma kuvvetine uygunluğuyla ilgilidir. Havada serbest bırakılan bir cisim doğa yasaları gereğidir yerçekimi etkisinde yere düşer. Güneş kimya yasalarının öngördüğü reaksiyonları gerçekleştirerek evrene ısı ve ışık yayar. Gezegenle kütleler arası çekim kanunu gereğince güneş sistemi içinde yörüngelerinde hareket ederler. Bunlar doğanın kurallarının birer sonuçları olarak çevremizde sürekli meydana gelir.

Evrende var olan bir diğer doğa yasası ise tüm bunların ötesinde bizi ve çevremizi daha yakından ilgilendirir. Varlığın sınırlarını bildiren bu yasa, bizlere evrende var olan canlı cansız her şeyin zamanla yıpranıp, dağılarak öleceğini söyler. Bu fiziğin en temel kanunlarından olan termodinamik yasalarıdır.


Termodinamik yasaları ısı alış verişiyle ilgili bir yasa olmasına ve ısı hareketlerini açıklamasına rağmen sonuçları itibariyle yaşamı ve varlığı temelinden etkileyen yasalardır.

Albert Einstein bu yasayı “ bütün bilimlerin birinci kanunu” olarak tanımlamıştır. Ünlü fizikçi Sir Arthur Eddington ise “en üstün metafizik kanunu” olarak bahseder.

Termodinamiğin birinci yasası “enerjinin korunumu” yasası olarak da bilinmektedir. Buna göre evrende var olan enerjinin yok edilemez ve yeni bir enerjinin var edilemez. Gerçekte enerji hiçbir işlemle oluşturulamaz sadece dönüştürülebilir. Örneğin bir araba motoru vasıtasıyla hareket enerjisi üretir ve arabayı hareket ettirir. Bu enerjiyi oluşturan, yakıtta bulunan enerjinin motor içinde yakılarak harekete dönüştürülmesinden meydana gelmektedir. Yani benzinin sahip olduğu enerji harekete dönüşmüştür. Bir hidroelektrik santralinde suyun sahip olduğu hareket enerjisi türbinler kullanılarak elektrik enerjisine dönüştürülmektedir. Daha sonra bu enerji örneğin bir lambada yakılarak ışık enerjisine dönüştürülür. Hiçbir safhada yeni bir enerji meydana getirilmediği gibi yapılan sadece bir dönüştürmedir.

“Entropi yasası olarak bilinen termodinamiğin ikinci yasası da bu dönüşümde verimin hiçbir zaman tam olmayacağını söyler. Yine araba örneğine geri dönersek, motorda yakılan enerjinin tamamı hareket için kullanılamaz. Bir kısım enerji ısıya dönüşmektedir. Yada yaktığımız bir ampulde tüm elektrik enerjisini ışığa çeviremeyiz. Bir kısım enerji ısıya dönüşerek çevreye yayılır. Bu kaybolan enerjidir. Eğer bir yerde enerji dönüşümü varsa, orada mutlaka kayıp olan bir enerji vardır.
Enerji sürekli hareket halindedir . Bir yerden diğer yere akar. İçmek için hazırladığınız bir bardak sıcak çay bir süre beklerse soğur . Bu soğuma oda sıcaklığıyla suyun sıcaklığı arasında enerji farkı kalmayıncaya kadar sürer. Sıcak bir odada ısı sürekli olarak soğuk dış ortama kaçmaya eğilimlidir. Eğer oda sürekli olarak ısıtılmazsa, bir süre içinde iç ortamın sıcaklığı dış ortamın sıcaklığına eşit oluncaya kadar soğur. Fakat bu reaksiyonların hiç biri tersinir değildir. Yani bir bardak çay durduğu yerde kendiliğinde ısınıp sıcaklığı artmaz.

Evrendeki her hareket bir enerji dönüşümü sonucunda olur. Evreni ayakta tutan bu dönüşümün sürekliliğidir. Fakat bu dönüşümün her adımda verim hiçbir zaman bir olmayacağı için, ortaya hep bir kayıp çıkar. İşte her enerji dönüşümünde meydana gelen bu kayba entropi denmektedir.

Entropi artık işe dönüştürülemeyen enerji miktarının ölçüsüdür. Bu terim ilk olarak 1868 yılında Alman fizikçi Rudolf Clausius tarafında kullanılmıştır.

Termodinamiğin ikinci kanunu evrende kendi haline, doğal şartlara bırakılan tüm sistemleri, zamanla doğru orantılı olarak düzensizliğe, dağınıklığa ve bozulmaya doğru gideceğini söyler. Canlı cansız herşey zaman içinde aşınır, bozulur, çürür , parçalanır ve dağılır. Bu er yada geç her varlığın karşılaşacağı bir sondur. Bu kanuna göre bu kaçınılmaz olan bir süreçtir. Zamanı meydana getiren harekettir. Evrende hareketin olmasını sağlayan ise enerji dönüşümüdür. Zaman ilerledikçe enerji dönüşür ve entropi değeri sürekli artar. Zamanı durdurmak ve geri çevirmek nasıl imkansızsa entropi artışını da durdurmak ve geri çevirmek o derece imkansızdır.

İçinde bulunduğunuz ortamın, dünyanın , güneş sisteminin ve tüm galaksinin entropi değeri yani düzensizliğe akışı sürekli olarak artmaktadır. Her geçen saniye gerçekte mutlak düzensizlik ve yok oluşa gider bir adımdır.

BÖLÜM:2
ENTROPİ VE EVRENİN YARATILMASI

Tarih boyunca insanlar “yaşadıkları evrenin nasıl meydana geldiğini” sorusuna cevap aramışlardır. Ortaya çıkan bir çok düşünce akımı evrenin meydana gelişiyle ilgili bir çok açılama getirmeye çalışmıştır. Bunlardan birisi de materyalist düşüncenin ortaya attığı iddiadır. Materyalist felsefenin temel özelliği maddeyi mutlak varlık olarak saymasıdır. Bu düşünceye göre madde sonsuzdan beri vardır ve var olan şeyde maddeden ibarettir.

Oysa Hıristiyanlık Yahudilik ve İslam dini gibi ilahi dinlerin kutsal kitaplarında ise bu düşüncenin tam tersi bildirilmektedir. Bu ilahi kitaplara göre tüm evren her şeyi yoktan var etme gücüne sahip olan yüce Allah tarafından yaratılmıştır ve tüm evrenin bir başlangıcı vardır.
Dinlerin ortaya koyduğu bu gerçek termodinamik yasaları açısından da doğrulanırken, materyalist düşüncenin ortaya attığı tüm iddiaları yalanlamaktadır.

Eğer termodinamiğin ilk yasasına tekrar dönersek, bu yasa bizlere evrende var olan enerjinin kendiliğinden yaratılamayacağını ve var olanında yok edilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Evrenin içinde var olan hiçbir mekanizma yada güç bunu gerçekleştiremez. Termodinamiğin ikinci yasası ise evrende var olan enerjinin sürekli olarak kullanılmaz hale geldiğini ve bu entropi artışıyla bir gün evrenin tümüyle bozulup çökeceğini ortaya koymaktadır.

Şu an bizler sürekli bozulmakta olan bir evrende yaşamamıza rağmen var olan bir düzen sürmektedir. Eğer tüm evren materyalist düşüncenin iddia ettiği gibi sonsuzdan beri var olmuş olsaydı. Şimdiye kadar gerçekleşen entropi artışı evrenin çökmesine sebep olacaktı. Oysa evren hala varlığını sürdürmektedir. Bu yasalar bizlere evrenin bir başlangıç anında yaratıldığını açıkça göstermektedir. Tüm evren ve içinde var olan her şey bir başlangıç anında yaratılmıştır.

Termodinamiğin birinci yasasına tekrar düşünürsek, bu yasaya göre var olan enerji yok edilemez yada yoktan var edilemez. Evren içinde var olan hiçbir varlık bunu gerçekleştirme gücüne sahip değildir. Peki bu sıfır anında evrende var olan enerji ve madde nasıl var olmuştur?

Ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross evrenin yaratılışıyla ilgili bu soruya şöyle cevap verir:

“Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur. Eğer madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı’nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı’nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar.” Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God, Colorado: NavPress, revised edition, 1995, s. 76

Tüm doğa kanunları gibi termodinamik kanunları da bizleri evrenin yaratılışını ve onun yaratıcısı olan Yüce Rabbimizi göstermektedir. Enam Suresinin 101. ayetinde buyurulduğu gibi Allah “gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.”

BÖLÜM:3
ENTROPİ VE EVRENİN SONU

Evrendeki enerji dönüşümünün boyutunu daha iyi anlamak için 1 gr suyun, yapabileceği enerji dönüşümünü ele alalım: Su çok az enerjili (soğuk) ortamdaysa, moleküller birbirlerine sıkı-sıkıya bağlanmış şekilde, yani “buz” halindedirler; moleküllerde bir hareketlilik gözlenmez. Ortamdaki enerji yoğunluğu artarsa, moleküller arası bağlar gevşerler ve gram başına 80 kalorilik enerji alarak su haline geçerler; bu defa moleküller enerji yüklü olduklarından “hareket” halindedirler. Sıcaklık daha da artarsa, her derece (° C) artışına karşılık bir kalorilik bir enerji daha yüklenerek, daha da hareketli (enerji yükü daha fazla) bir duruma geçerler. Buharlaşma noktasına ulaşıldığında, bu defa gram başına 540 kalorilik bir enerji daha alarak buhar haline geçerler; yani su molekülleri arasındaki bağlantı çok daha azalmış olur. Ortamdaki enerji yoğunluğu daha da artarsa, H2O molekülleri de dağılıp, iyonlarına, yani H+ ve O- parçalarına ayrılırlar ve çok daha fazla enerjik olurlar. Parçacık boyutu küçüldükçe, parçacığın hareketlilik yeteneği, dolayısıyla depolayabileceği enerji miktarı da artar. Yani, ortamdaki enerji yoğunluğu arttıkça, maddeler daha küçük, ama daha enerjik parçalara ayrılırlar. Bu olay, atom altı parçacıklara kadar devam eder ve evrenin başlangıç koşullarını yansıtır.

Şimdi, olayı evrenin başlangıcından itibaren düşünerek, 1 gr su içindeki “maddenin” evrenin başlangıcı durumundaki depoladığı enerji miktarından, günümüz dünyasındaki 1 gr su haline geçene kadarki süreçte ne kadar enerji çevresine saçtığını, kabaca hesaplarsak, devasa bir enerji miktarının açığa çıktığını fark ederiz.

Evrenin ilk başlangıcından günümüze kadar bu enerji yaşadığı dönüşümlerle daha kullanılmaz daha hareketsiz hale gelmiştir. Bu entropi yasasının doğal bir sonucudur. Bu süreç devam ettiğinde ise daha çok entropi artışı daha hareketsizlik daha düzensizlik ve daha kullanılmaz enerji konumu olacaktır. Tüm evrenin belli bir yaşam süresi vardır bu süre dolduğunda artık hareket ve zamanı oluşturan enerji akışı duracak ve evren çökecektir. Bu evrenin kaçınılmaz sonudur. Var olan herşey ilk başladığında olduğu gibi yok olacaktır. Bir kuran ayeti bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

Her şey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (kendisi) baki kalacaktır. ( Rahman Suresi 26,27)

BÖLÜM:4
ENTROPİ VE EVRİM

İnsanlık tarihine bakıldığında dönem dönem insanların bir çok akıldışı düşünceye inandıkları görülecektir. Akla ve mantığa uymamasına rağmen bir çok düşünce insanlar tarafından kabul edilmiştir.
Kimileri dünyanın düz olduğuna inanmıştır. Kimisi ise dünyanın bir öküzün boynuzları üzerinde durduğunu kabul etmiştir. Hatta bu iddialarında o kadar ileri gitmişlerdi ki, depremleri öküzün hareketlerine bağlamışlardı. Tüm bu düşünceler bilimsel gelişmeler sonucunda akıl dışılığı anlaşılıp terkedilmiştir.

Günümüzde ise doğada hakim olan yasalar bilindiği için, ortaya atılan bu tarz bilim dışı iddialar bilinen yasalarla ve bilimsel bulgularla kolayca karşılaştırılabilmekte ve bu teoriler yanlışlanabilmektedir.
Bunu şöyle bir örnekle biraz daha açabiliriz. Örneğin kimsenin yaşamadığı bir adada dev bir çelik kasa bulunsa ve bir kişinin bu kasanın oraya gelişiyle ilgili bir teori üretse. Bu teoriye göre bu kasa ana karadan tesadüfen denize düşmüş ve akıntılar vasıtasıyla bu adaya kadar gelmiş olsun. Bu iddia belli bir senaryo içinde inandırıcılık unsurları kullanarak anlatılsa bile biz bunun doğru olmadığını hemen anlarız.

Çünkü anlatılan senaryo doğa yasalarına terstir. Yani büyük bir çelik kasa suya tesadüfen düşmüş olsa da, suyun içinde yüzemez. Suyun kaldırma kuvvetin bu kasayı yüzdüremez. Suya düştüğü an çelik kasa hemen batacağı açıktır. Bunu her an her yerde görebilir yada deneyebiliriz.
Bugün evrim teorisi benzer bir iddiada bulunmaktadır. Bu teorinin iddiasına göre günümüzden miyarlarca yıl önce cansız maddeler tesadüfen bir araya gelerek canlı bir hücreyi meydana getirmiş, daha sonra yine bu iddiaya göre bu tek hücreli organizma evrimleşerek çok hücrelilere, onlar deniz canlılarına , denizde yaşayan balıklar zamanla karaya geçerek sürüngenlere, sürüngenler kuşlara ve memelilere dönüşmüştür. Bu sürecin sonu da ise maymunlar insana dönüştüğü iddia edilmektedir.
Bu teoride iddia edilen evrimsel sürecin yaşandığını iddia etmek için doğa yasalarına uygun olması gerekir. Eğer doğa yasaları bu öngörülerin yanlışlığını ortaya koyuyorsa evrim iddiası çürütülmüş olacaktır.
Evrim teorisi canlılıkta basitten komplekse doğru bir değişim geçirdiğini söyler , oysa termodinamiğin ikinci kanunu böyle bir sürecin olmayacağını evrende var olan tüm sistemlerin bozulmaya doğru gittiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla evrim senaryosun doğa yasalarına rağmen ortaya atılmış ve kesinlikle gerçekleşemeyecek olan bir senaryodur
Bu gerçeği evrimci bilim adamları bile görmekte ve itiraf etmektedirler. Evrimci bilim adamı Roger Lewin bilimsel bir dergi olan Science’daki makalesinde evrimin termodinamik açmazını şöyle dile getirmektedir:

Biyologların karşılaştıkları problem, evrimin Termodinamiğin İkinci Kanunu’yla olan çelişkisidir. Sistemler zamanla daha düzensiz yapılara doğru bozulmalıdırlar. (Roger Lewin, “A Downward Slope to Greater”, Sience, clt 217, 24 eylül 1982, s. 1239)

Bir tarafta bir teorinin ortaya attığı hayal ürünü bir iddia, diğer tarafta ise bir kanunun ortaya koyduğu gerçek vardır. Normal şartlarda bir bilim adamının kabul etmesi gereken teorinin yanlışlığıdır. Fakat gerçeği kabul etmek yerine yanlışa inanmayı tercih etmektedirler. Bir başka evrimci bilim adamı Jeremy Rıfkin içinde bulundukları bu açmazı sözle itiraf etmektedir:

Entropi Kanunu, evrimin bu gezegendeki yaşam için mevcut olan tüm enerjiyi dağıtacağını söyler. Bizim evrim anlayışımız ise bunun tam tersidir. Biz evrimin sihirli bir şekilde yeryüzünde daha büyük bir değer ve düzen artışı olduğuna inanıyoruz. ( Jeremy Rıfkin, Entropi: A New World View, s. 55)

Jeremy Rıfkin’in itirafında olduğu gibi Evrim doğa kanunlarına aykırı olarak ortaya atılmış ve yıllarca yanlış bir inançla sürekli savunulmakta olan bir teoridir.

Evrim teorisini yalanlayan sadece entropi yasası değildir. Her şeyden önce canlılığın cansız maddelerde ortaya çıkış düşüncesi mikrobiyoloji tarafında yalanlanmaktadır. Evrimciler hiçbir şekilde cansız maddelerin nasıl olup ta canlı maddeden meydana geldiğini açılayamazken. Bırakın tesadüfen meydana gelmeyi gelişmiş tüm imkanlara rağmen laboratuar ortamında bir hücre daha meydana getirmeyi ve bunun yanına bile yaklaşılamamıştır. Yine yıllardır yapılan çalışmalarla elde edilen fosillerin hiç biri tarihte evrimsel bir sürecin yaşanmadığı ortaya koymaktadır. Bulunan fosiller canlılığın iddia edildiği gibi bir sürecin yaşanmadığını açıkça göstermektedir. Ayrıca doğada evrimcilerin iddiasındaki gibi evrimleştirici bir mekanizmaya kesinlikle rastlanmamıştır. Ne mutasyonun nede doğal seleksiyonun böyle bir etkisinin olmadığı açıkça ortadadır
Fosil kayıtlarında, mikrobiyolojiye; genetik biliminden fizik yasalarına kadar tüm gerçekler yaratılış gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır. Bir Kuran ayetinde Yüce Rabbimizin yaratışı şöyle buyrulmaktadır:
Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. ( Nur Suresi, 45)

BÖLÜM:6
ENTROPİ VE DÜNYA

Daha önce de belirttiğimiz gibi evrende var olan her sistemin entropisi artar ve sürekli düzenden düzensizliğe doğru bir akış vardır. Eğer sistemler içinde enerji dönüşümü arttırılırsa, bozulmanın hızı da artar. Örneğin bir araba hiç kullanılmadan bir köşede dursa, zaman içinde yavaşta olsa bir bozulma süreci yaşar. Araba hiç çalışmasa ve hareket etmese bile, sürekli olarak çevreden ısı alışverişi içindedir. Arabanın metal parçaları ortamdaki oksijenle reaksiyona girerek, belli bir enerji açığa çıkarır. Bu zamanla arabanın paslanmasına ve kullanılamaz hala gelmesine sebep olur. Zaman içinde beklide binlerce yıl alabilecek bir süreçte terk edilen bu araba tümüyle dağılarak parçalanacaktır. Fakat aynı araba sürekli kullanılırsa, benzin yakar yol alırsa, sonuçta daha hızlı entropisi artacağından daha çabuk yıpranacak ve paslanacaktır. Her iki konumda da entropi artışı vardır fakat enerji tüketimi arttıkça entropi artışı daha fazladır.
Dünyamızda da sürekli artan bir entropi vardır. Fakat bu entropi artışı tüketilen enerjinin artmasıyla hızlanmaktadır.

Özellikle 19. yüzyılın başından itibaren artan petrol ve kömür tüketimi entropi artışını ve dünyada düzensizliğin artışının körüklemiştir.Sürekli yeryüzünün sahip olduğu enerji kaynakları çıkarılarak kontrolsüzce yakılmakta bunun sonucunda dünyanın entropisi sürekli artmaktadır. Bu sürekli artan tüketimin sonucunda enerji beraberinde kullanılamayan kayıp enerjiyi arttırmakta, sonuç olarak çevreye yayılan kayıp enerji de dünyada var olan ekolojik sistemi bozmaktadır. Entropi artışıyla günümüzde gelinen noktada, canlıların dünya üzerindeki varlıkları tehlike altındadır. Özellikle son yıllarda gündemde olan 3 temel sorun tüm insanlığın dünya üzerindeki yaşamını tehlikeye düşürmektedir. Bunlardan ilki çevrenin ve su kaynaklarının kirlenmesidir. Dünya üzerinde yaşayan insanların neredeyse yarıya yakını temiz su kaynaklarından uzaktır. Ve bu sayı geçen her gün daha da artmaktadır. Ölçüsüz enerji tüketimi ve bunun sonucu ortaya çıkan atıklar yeryüzündeki çevreyi ve su kaynaklarını kirletmektedir.

İkinci temel sorun ise, dünya ikliminin bozulmasıdır. Yine sürekli fosil yakıt tüketimi ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan karbon gazları dünya atmosferini değiştirmekte, sera etkisi gibi sonuçlarla iklimleri etkilemektedir. Bu değişiklik sonucunda dünyanın sıcaklığı her geçen gün daha da artmaktadır. Isının etkisiyle kutuplardaki buzullar erimekte ve deniz seviyesi artmaktadır. Bu ısı değişikliğinin ilk etkileri canlılar üzerinde rahatlıkla gözlemlenmeye başlamıştır. Bir çok canlı türünün nesli şimdiden tehlike altındadır. İklimlerde meydana gelen aşırılıklar nedeniyle, dünyanın bir kısmındaki insanlar aşırı yağışlar ve doğal afetler nedeniyle canlarını mallarını kaybederken diğer bir kısmı ise yaşanan kuraklıklar sonucunda açlık tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Yeryüzündeki canlıların dolayısıyla insanları yaşamlarını tehdit eden bir diğer sorunda ozon tabakasında oluşan incelme ve delik oluşumudur. Yine sınırsız enerji tüketiminin bir sonucu olarak sanayide üretilen ve doğaya salından bazı gazlar ozon tabakası üzerinde son derce olumsuz etkileri olmaktadır. Yeryüzünü güneşten gelebilecek zararlı ışınlardan koruyan ozon tabakası, bu gazların etkisiyle özellikle güney yarımkürede son derece incelmiş ve oldukça büyük bir delik oluşmuştur. Bu bölgede yer alan ülkelerde güneşe yoğun maruz kalan insanlarda cilt kanserlerine yakalanma oranlarında hissedilir ölçülerde yükselmeler olmuştur.
Bu örnekler insanların yaşamını kitlesel olarak tehdit eden sorunlardır. Bunların dışında hava kirliliği, nükleer atıklar, kitle imha silahları gibi tehditlerde söz konusudur.

Son yıllarda tartışılan bir kavramda “sürdürülebilir kalkınma” olmuştur. Bu kavramın gündeme gelmesindeki temel sebep dünya bir entropi sınırına dayanmış olmasıdır. Eğer dünyanın enerji tüketimi sınırlandırılamaz, fosil yakıtlarının yerini güneş enerjisi gibi yenilebilir kaynaklar almadığı durumda, meydana gelen entropi artışı insanların yeryüzünde daha fazla yaşamalarına izin vermeyecektir.

En son 2002 yılının eylül ayında Güney Afrika’da bir çok ülkenin devlet başkanları bu gündemle toplanmışlar ve sürdürülebilir kalkınmanın yollarını tartışmışlardır.

Doğa da bir düzen vardır. Bu düzen fosil yakıtlarının kontrolsüz tüketilmesi, bu enerjinin kullanılmasıyla ortaya çıkan atıklar nedeniyle bu düzen bozulmaktadır. İnsanların daha rahat yaşamalarını amaçlayan üretim, kontrolsüz ve sınırsızca gerçekleştirildiği için sonuçta tüm insanlığı tehdit etmektedir. Bu tehditten kaçınmak için yapılması gereken var olan düzeni koruyacak, doğa ve doğanın dengelerine uygun bir yaşam tarzının benimsenmesidir.

Tüm insanlığın gelecekte muhtemelen yaşayacakları bu tehlikeye karşı,günümüzden yaklaşık 14 asır önce Allah gönderdiği kitabında uyarmaktadır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

Gökyüzü, Onu da yükseltti ve mizanı koydu. Sakın mizanda ‘haksızlık ve taşkınlık yapmayın.’ ( Rahman Suresi, 7,8)

Dünya kaynaklarının ve yeryüzündeki yaşamın mutlaka bir sonu olacaktır. Bu noktada var olan kaynakların iyi kullanılması önem taşımaktadır. İnsanlar için daha iyi bir yaşam ve gelecek sağlayacak olan bu kaynakların sınırsızca tüketilmesi ve çevrenin kirletilmesiyle değil, doğa da var olan düzen en uygun haliyle korunarak bu düzende bir taşkınlık yapılmamasıyla olabilir.

BÖLÜM:5
ENTROPİ VE İNSAN

Evrende var olan her varlık gibi insan da entropinin etkisi altındadır. İnsan varlığını sürdürmek için enerji tüketmesi gerekmektedir. Her enerji dönüşümü ise beraberinde entropi artışını yani sistemlerin bozulmasını ve insanın yaşlanmasını beraberinde getirir.

Doğumuyla birlikte bir bebek aynı zamanda yaşlanma süreci içine girmiştir. Yaşlanmanın ilk etkisi damarlarda başlasa da, bunların belirginliği orta yaşlardan itibaren gözükür.

20 yaşlara kadar insan bedeni sağlıklı dönemini yaşarken artık bu özelliğini 30’lu yaşların sonunda kaybetmeye başlarlar.40’lı yaşlarda 30 ‘lu yaşlara göre 1- 1,5 cm kadar boylar daha kısalmıştır. Kulakta duyma yeteneği azalmaya başlarken yakın görmelerde de bazı problemler belirir. 50’li yaşlara gelindiğinde menopozla birlikte kadınlarda üreme özelliği sonlanır. Kadınlarda ve erkeklerde ciltte kırışma ve sarkmalar oluşurken, güç ve kas kaybı belirgin hale gelir. 60’lı yaşlara gelindiğinde ise eklem ve kıkırdaklarda ömür boyu biriken hasarlar artık belirgin hale gelirken hareket etme yeteneğini sınırlanmaya başlar. Kemiklerde meydana gelen zayıflamayla beraber, yaşanabilecek muhtemel kırıklar sağlık açısından önemli bir tehlike haline gelir. Bununla beraber şeker ve kalp gibi rahatsızlıklar ortaya çıkmasıyla yaşam kalitesi iyice sınırlandırılmıştır.
70’li yaşlara gelindiğinde ise tüm bu hastalıklara ilave olarak kalp ve tansiyon sorunları oldukça yaygın hale gelir. Bellek sorunları artık belirgin şekilde kendini göstermektedir. Terleme azalmış cilt kurumuş ve tamamen kırışıklıklarla kaplanmıştır. Görme işitme kaybı artık çok fazla belirginleşmiştir. Kanser, Alzheimer gibi hastalıklar bu yaşlardan çok sık olarak görülen hastalıklar haline gelmiştir.

Tüm bu yaşanan sürecin sonucunda beklenen son her canlı gibi insan içinde ölümdür. Tüm bunlar bir doğa yasası olan entropinin bir sonucudur. Bir Kuran ayetinde insan hayatının bu gerçeği şöyle bildirilmektedir:
Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir.( Hac Suresi, 5)

Bülent Tatlıcan

Bir cevap yazın