Fikir Kalpazanı ve Sahte Kitabı

Din konusunda eleştirilen içeren bir çok kitap yayınlanmaktadır. Vaktim elverdiği ölçülerde bu tarz kitapları okuyup incelemeye çalışıyorum. Bu kitaplarda genelde kullanılan en önemli yöntem, ayetleri yanlış yorumlamak ve konunun bağlamından kopartarak anlatılmaya çalışılanları  çarpıtmaktır. Bu yöntemi özellikle İlhan Arsel kitaplarında sürekli kullanmaktadır. Hatta bir aşama ileri geçmiş ve ayetlerde söylenmeyen şeyleri sanki söyleniyormuş gibi yorumlayıp, onun üstüne eleştirilerini Arsel inşa etmeye çalışmaktadır.

İlhan Arsel in son kaleme aldığı kitap olan “Şeriatçı ile mücadele el kitabı” isimli kitabında yine aynı yöntemi kullanmakta.

 SAVAŞIN SINIRLARI 

Kitabında İslam dinini hoşgörüsüz, savaş emreden bir din olarak göstermeye çalışan yazar, ayetlerin tüm insanları öldürmeyi emrettiği iddiasını şöyle ifade ediyor:

  …. İslam’dan gayri gerçek din diye bir şey  kabul etmez. Başka dinleri( örneğin Yahudiliği, Hıristiyanlığı) “tahrif edilmiş dinler” ve bu dinlere yönelenleri “kafir” ve “cehenemlik” ve hatta “öldürmelik” olarak görür. Bütün bunlar bir yana, yeryüzünde İslam’dan gayri bir din kalmayıncaya ve bütün insanlar İslam olana kadar savaşmayı emreder. ( Bakara Suresi, ayet 190-191) ( Şeriatçı ile mücadele el kitabı, İlhan Arsel, Kaynak yayınları, sayfa, 18) 

 İlhan Arsel bu yorumunda Bakara suresindeki bir ayeti kendine delil göstermeye çalışmaktadır. İsterseniz ilk başta bu ayete bakalım sonra ne derece delil olup olmadığını inceleyelim. 

Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir. (Bakara Suresi, 190-191)

 Ayet okunduğunda konu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Müslümanlarla savaşanla Allah savaşmayı emreder. Yani burada saldırgan taraf Müslümanlar değildir. Zaten Kuran ayetlerine göre yapılacak olan bir savaş ancak savunma amaçlı olabilir. 191 ayet okunduğunda burada Müslümanlar mağdur edildiği kendi topraklarından çıkartıldığı anlaşılmaktadır. Allah sizin çıkartıldığınız yerden siz de çıkartın diyerek, Müslümanların işgal edilmiş topraklarını tekrar almak için savaşmalarını öğütlediği anlaşılmaktadır. 192. ayette ise olayın bir başka boyutu vurgulanmaktadır.  

 Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Bakara Suresi, 192) 

Eğer savaştan karşı taraf vazgeçerse buna Müslümanların da son vermesi gerektiğini Allah vurgulamaktadır. Dolayısıyla yukarıda alıntılar gerçeği yansıtmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Ayette farklı bir şey anlatılırken, yazar farklı bir şey anlatarak konuyu çarpıtmaktadır.

İlhan Arsel kitabının başka bir yerinde yine Bakara suresindeki bu ayetlere atıf yaparak konuyu şöyle çarpıtmaktadır.

 Eğer İslam dini zorlama bir din değilse, yeryüzü İslam olana kadar Müslümanları savaşmaya zorlayan buyruklara ne demeli?  Örneğin Bakara Suresinin 191. ayetinde şöyle: Fitne (kafirlik) kalmayana, yalnız Allah’ın dini (İslamiyet) ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerse( kafirlikten vazgeçip İslam olurlarsa) sataşmayın….. ( Şeriatçı ile mücadele el kitabı, İlhan Arsel, Kaynak yayınları, sayfa, 34) 

Arsel ayetin mealine yaptığı ilavelerle konuyu tamamen çarpıtmaktadır. Fitne kelimesinin yanına parantez içinde “kafirlik” ifadesini ekleyip bu savaşın tüm inkar edenlere karşı bir savaş olduğunu göstermeye çalışır. Oysa fitne  karşı tarafın saldırmasıdır. Yani onların savaşmasıdır. Bu kalkana kadar savaşı Allah emreder. Yani fitnenin onların Müslümanlara saldırmasının ortadan kalkmasına kadar, onlarla Müslümanlar savaşmalıdır.  Ayetin devamında ise eğer karşı taraf bu savaştan vazgeçerse sizde vazgeçin diye Allah hatırlatmaktadır. Fakat Arsel burada da ciddi bir tahrifat yapar ve parantez içince yaptığı ilavelerle konuyu çok farklı bir noktaya çeker. “Vazgeçerlerse” ifadesinin yanına parantez içinde “kafirlikten vazgeçip İslam olurlarsa” diye bir ekleme vardır. Fakat ayetin orijinalinde böyle bir ilave olmadığı gibi, ayette de böyle bir anlatım yoktur.

Ayette anlatılanlar tamamen çarpıtılarak, söylenmeyen sözler ilave edilerek, uydurma bilgilerle Arsel kendi fikirlerine delil oluşturmaya çalışmaktadır.

Arsel’in burada yaptığı iftira atmaktır. Gerçek olmayan (kalp) sözleri ayete ilave ederek açıkça yalan söylemektedir.

TEVBE SURESİNDE ANLATILAN

Arsel’in kitabını okurken konuları çarpıtmasının dışında dikkati çeken diğer bir yanı da İslam hakkındaki ciddi bilgisizliğidir. Tevbe Suresindeki ayetler için şöyle bir yorumu vardır:

 Muhammed’in getirdiği buyruklara göre müşrikler mutlaka öldürülmelidirler; nerede bulunurlarsa yakalanıp, yok edilmelidirler; meğer ki Müslümanlığı kabul etsinler. Kuran’da 

şöyle yazılıdır:

Haram aylar çıkınca; müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalyın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tövbe eder; namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse, artık onları serbest bırakın. ( Tevbe Suresi, ayet 5) 

Eğer Arsel lütfedip tevbe suresini baştan okusaydı ve konuda ne anlatıldığını anlamaya çalışsaydı, yukarıdaki cahil yorumları yapmamış olurdu.

Aslında Arsel Tevbe Suresinde nelerin anlatıldığını çok iyi bildiğini düşünüyorum. Fakat bu bilgiler onun işine gelmemektedir. Onun yerine kendisi sahte (kalp) sözler uydurup ayetlerin içinde sıkıştırmaktadır.

Yukarıdaki ayetler yine savaş durumundan söz edilen ayetlerdir. Haram aylar kavramı da bunu anlatmaktadır. Haram aylar bir arap geleneğiydi. Araplar sürekli savaş yaptıkları için bazı ayları haram kılmış ve bu aylarda savaşmayı yasaklamışlardır. İslam dini geldiğinde de Müslümanlar bu kurala uymuşlardır. Onlara savaşan, saldıran kişilere karşı savaşılmıştır. Onlar savaşı haram aylar gelince bırakınca Müslümanlar da bırakmıştır. Ama bu ay çıkınca savaş içinde oldukları gruplarla savaşmaya devam edilmiştir. Çünkü karşısındaki insanlar buna Müslümanlara karşı savaş içindedirler.

Burada da saldıran taraf Müslümanlar değildir. Allah saldıranlara karşı Müslümanların caydırıcı olması gerektiğini söylemektedir. Savaş sonucunda esir düşünler içinden eğer Müslüman olanlar varsa onların bırakılmasını Allah Müslümanlara buyurmaktadır. Eğer savaştıkları bir gruptan esir olanlar varsa, bunların esir olarak tutulması doğal bir haktır. Eğer bu insanlar eski dinlerine devam etseler ve saldırganlıklarını sürdürseler, bırakıldıklarında tekrar Müslümanlara saldıracaklardır. Allah onlar için bir hüküm belirtmemektedir. Onların durumu savaş sonrası anlaşmaya bağlı olacaktır.

Günümüzde de savaşlarda insanlar esir düşerler, işledikleri suçlara karşılık savaş sonuna kadar esir tutulurlar. Bu son derece doğal bir durumdur. Size saldıran bir kişiyi teslim aldıktan sonra, hala savaş devam ederken bu kişileri serbest bırakmak, bu size tekrar saldıracak kişiler ortaya çıkartmak olur. Bu kadar basit bir durumu anlamayıp, dini eleştirmeye kalkmak, en basit açıklamasıyla cahilliktir.

Tevbe suresinde anlatılanlar böyleyken, kitap boyunca Arsel bu tevbe suresinin 5. ayetini sürekli örnek verir. Bu ayeti kitap boyunca bir çok defa işler. Fakat ilk başta da söylediğim gibi bu sahte( kalp) bilgidir. Sahte bilginin üstüne kurduğu mantıkların tümü de dolayısıyla yanlıştır.

DİN DEĞİŞTİRENLERİN DURUMU

Din değiştirip, İslam dini dışında bir dini kabul edenlerin durumu için farklı mezheplerin uygulamaları vardır. Bu konuda uydurulmuş ve Kuran ile çelişen bir çok uydurma hadis vardır. Bazı mezhepler geleneksel öğretiden hareketle Kuran’da olmayan bazı Kuralları dine mal etmektedirler. Din değiştirip Müslümanlık dışında bir dini kabul edenlerin öldürülmesi kuralı da, Kuran’dan kaynaklanan bir kural değildir. Bu konuda dini bir hüküm yoktur. Dinde bir zorlama olmayacağı gibi, isteyen istediği dini seçip ona yönelebilir. Bir insan olarak bu herkesin doğal bir hakkıdır.

İlhan Arsel farklı mezheplerdeki uygulamalardan yola çıkarak, bu yanlış yorumu Kuran’a mal etmeye çalışır. Kuran’da bu konuda bir ayet olmadığı için, en sık bavurduğu şeye başvurur ve ayetlerin anlamını çarpıtır. Ayetlerde söylenmeyen sözleri ona mal eder. Bakar Suresi 217. ayette geçen bir ifadeyi bakın Arsel nasıl yorumlamaktadır.

 Şeriatçılar Müslüman olmamanın ya da İslam’dan çıkmasının cezasının, bu dünyada değil fakat sadece ölüm sonrasında cehenneme atılmak suretiyle verileceğini söyler ve bakara suresi’nin 217. ayetini örnek verirler. Ayet şöyle: “….sizden kim dininden döner vekafir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı olarak kalırlar…”(Bakara Suresi, ayet 217)Oysa yine yalan. Çünkü bu ayet sadece cehenneme atılmayı değil, “cezanın bu dünyada da” verileceğini belirtiyor.Zira ayette şu tümce bulunmaktadır.“… onların yaptıları işler dünyada da.. boşa gider…” ( Şeriatçı ile mücadele el kitabı, İlhan Arsel, Kaynak yayınları, sayfa, 24) 

Arsel’in mantığını anlamak gerçekten oldukça zor gözüküyor. “Bu dünyada yaptıkları da boşa gider” ifadesinden nasıl olup da, bu dünyada da cezalandırılacaklar, öldürülecekler sonucuna vardığını anlaşılamamaktadır.

Müslümanları yalan ile itham etmesine rağmen, yalan söyleyen kendisidir. Kendi kafasından şeyler uydurup bunu gerçekmiş gibi pazarlamaya çalışır.

Herhalde İlhan Arsel, bu konuda iddialarını destekleyecek bir şey bulamadığı için, bir cümleden yola çıkarak böyle mantık atlamalarıyla hayali sonuçlara ulaşmaya çalışmaktadır. Ama ulaştığı sonuç tamamen yanlıştır. Kuran’a göre isteyen istediği dini seçebilir. Allah tevhit inancı dışında bir inanç seçenlerin, Allah’ın dışında başka ilahlara tapanların, bu dünyada yaptığı işlerin boşa çıkacağını, bunların yaptıklarından dolayı ahirette bir karşılığı göremeyecekleri ayetlerde ifade edilmektedir.

KURAN’A GÖRE SAVAŞIN SINIRLARI

Kuran’da savaşın sınırları açıkça bildirilmektedir. Bu konuda daha önce yazdığım bir yazıyı tekrarlamak  istiyorum :

“Kur’an’daki savaş ile ilgili ayetler inkarcılar tarafından kasıtlı olarak çarpıtılıp kullanılmaya çalışılmaktadır. Ayetlerdeki ifadeler metnin ana akışından koparılarak farklı yorumlanır. Oysa bu ayetler Kur’an’ın genel mantığı ve konunun akışına göre değerlendirilse durum daha bir açıklık kazanacaktır. Tevbe suresinde ki ayet şöyledir:

 Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın. (9 Tevbe Suresi, 29)

Ayetteki ifadeye dikkat edilirse burada savaşmanın emredildiği insanlar tüm kitap ehli değildir. Bunlar kitap verilenlerden bir gruptur. Bunlarla savaşmak istenmesinin nedeni yine onların Müslümanlarla savaşmalarından dolayıdır. Eğer Tevbe suresi başından itibaren okunursa konu daha iyi anlaşılacaktır.
Savaş ile ilgili ayetleri Kuran’ın bütünlüğü içinde değerlendirmek lazımdır. Tüm bu iddiaların aksine Kuran’a göre savaş savunma amaçlı yapılmalıdır. Başka insanların topraklarını fethetmek için yapılan savaş Kuran’a göre dini bir savaş olamaz. Tarih boyunca fetih amaçlı İslam devletleri bazı savaşlar yapmış olabilir. Fakat bunların hepsi dini savaşlar değil, siyasi savaşlardır. Allah bu tarz bir savaşı yasaklamaktadır. Bakara suresinde şöyle buyrulmaktadır:
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez.Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir. Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. (2 Bakara Suresi , 190-193)
Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi savaş ancak savaşanlara karşı yapılır. Üstelik bu savaşta aşırılığa gidilmemesi için Allah, inananları uyarmaktadır. Savaş esnasında karşı taraf savaşa son verip aman dilerse, Müslümanlar buna uyar ve savaşa son verirler. Kuran’da savaşın ancak savunma amaçlı olduğunu yukarıdaki ayetlerde görmüştük. Bunun dışında saldırı olduğunda ise Allah Müslümanların bu saldırganlığa karşı cevap vermelerini ve tüm güçleriyle bu saldırganlarla savaşmalarını ister. Tevbe suresindeki ayetler şöyledir:

Yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır. Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azarlandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü’minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9 Tevbe Suresi, 13-15)

Savaşta kararlı ve güçlü olmanın hem savaşın daha çabuk bitmesini sağlayacağı, hem de muhtemel savaşlar için caydırıcı bir örnek oluşturacağı açıktır. Saldırganlara karşılık vermek ve onları bu hareketlerine pişman etmek sonuçta barışı korumak için en doğru yol olacaktır.
Bunun dışında bir de Allah, Müslümanlardan zayıf bırakılmış, eziyet gören, muhtaç insanlar için yine onları koruma amaçlı savaşa izin vermektedir:

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4 Nisa Suresi, 75)

Bu tür bir savaş da şiddetten değil aksine merhametten doğmaktadır. Zalimliğe karşı İslam, mazlumu kuşatıcı ve koruyucu olunmasını inananlara öğütler. Barış durumunda ise Allah, iman edenlerden iyiliği ve adaleti ister. Burada amaç savaşa karşı barışın korunup muhafaza edilmesidir:

Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60 Mümtehine Suresi, )

Karşınızdaki grup hangi dinden olursa olsun eğer barış içinde yaşamak istiyorsa, bunlara karşı inananların yaklaşımı Kur’an’a göre sadece dostane bir yaklaşım olabilir. Dolayısıyla bu ayetler bir bütünlük içinde okunup değerlendirildiğinde ortada bir çelişki yoktur.”

FİKİR ADAMI MI? YOKSA  FİKİR KALPAZANI MI?

İlhan Arsel sahte ( kalp) iddialardan yola çıkarak yaptığı eleştirilerin benzerlerini kitabının değişik yerlerinde sürekli tekrarlamıştır. Bunların tümüne teker teker cevap vermek yerine, bu birkaç örneğin yeterli olduğunu düşünüyorum.

Maalesef bu yazar kendisini bir “fikir adamı” gibi göstermekte, yanlış bilgilerle dolu kitaplarıyla dini eleştirdiğini zannetmektedir.. Fakat Arsel bir “fikir adamı” olmanın çok uzağındadır. Çünkü sahte( kalp) iddilarla kendisine hayali eleştriler üretmektedir. Bu yöntemi kullandığı için Arsel “fikir adamı” olarak değil de “fikir kalpazanı” olarak değerlendirilmesinin daha uygun olacağını düşünüyorum. Yazdığı bu ve benzeri kitapları da kalpazanlık ürünü olan “sahte kitaplar” olarak

Bir cevap yazın