Yeni Eklenenler
İslam'ın Dili Erkek mi?
Batılı ve Doğulu modernistlerin ve feministlerin İslam’a ilişkin tekrar edip durdukları eleştirinin başında İslam dininin dilinin “erkek egemen bir dil” olduğu ve İslami hüküm ve tarihsel/aktüel pratiklerin “erkek egemen doğa”ya sahip olduğu yönündeki iddiadır.
Bu iddianın zemininde üç konu vardır: Dinin dili; dinî hükümler; tarihi ve aktüel dinî pratikler.
Feminizmi var eden tarihsel ve kültürel şartlar göz önüne alındığında, feminizmi bu fikre yönelten önemli amilin, kendisini karşıtında kurguladığı tarihsel dinin, yani Batı Hıristiyanlığı’nın konuyla ilgili vazettiği hükümlerdir. Pavlus şöyle der: “Kadın tam tabiiyetle sessizce öğrensin. Fakat kadının öğretmesine ve erkeğe hâkim olmasına izin vermem, ancak sükûtta olsun. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı. Âdem aldanmadı, fakat kadın aldanarak suça düştü.” (l. Timoteosa, 4: 1-3.) Yine şöyle der: “Bilmenizi isterim ki, her erkeğin başı Mesih ve kadının başı erkek ve Mesih’in başı Allah’tır.” (l. Korintoslulara, 11: 2.)
Bu din dilinin ve dil üzerinden öngörülen hükümlerin her iki din (Hıristiyanlık ve İslamiyet) arasında nasıl paradigmatik farklılıklara işaret ettiğini ve tarihsel pratiklerin de bundan bağımsız ele alınamayacağını pazartesi günü ele almaya çalışacağım. Bugün vahy dilinin neden “erkek egemen” olamayacağı konusuna değinmek istiyorum.
Fikir Kalpazanı Ve Sahte Kitabı
İlhan Arsel in son kaleme aldığı kitap olan “Şeriatçı ile mücadele el kitabı” isimli kitabında yine aynı yöntemi kullanmakta.
Kuran'ın Aslı Yakıldı mı?

Bu dikkat çekici başlığa Kuran’a karşı saldırıların yapıldığı ateist sitelerde çok fazla rastlanmaktadır. Bu başlık kullanılan yazılarda genelde tarihi bazı olaylar çarpıtılarak, konu saptırılmakta, insanların Kuran’a bakışında kuşkular oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu sinsi yaklaşım, tarihi gerçekler objektif değerlendirildiğinde boşa çıkacağı açıktır.
Bu yazıda sizlere Kuran’ın derlenmesi ve günümüze kadar nasıl geldiğini anlatmaya çalışacağımız. Bu süreç içinde yaşanan olaylar, ön yargılı ateistler tarafından nasıl çarpıtıldığına değinmeye çalışacağım.
Entropi ve Yaratılış
Doğa kanunları hayatın ve evrenin sınırlarını bildiren gerçeklerdir. Bir cismin suda batmaması suyun kaldırma kuvvetine uygunluğuyla ilgilidir. Havada serbest bırakılan bir cisim doğa yasaları gereğidir yerçekimi etkisinde yere düşer. Güneş kimya yasalarının öngördüğü reaksiyonları gerçekleştirerek evrene ısı ve ışık yayar. Gezegenle kütleler arası çekim kanunu gereğince güneş sistemi içinde yörüngelerinde hareket ederler. Bunlar doğanın kurallarının birer sonuçları olarak çevremizde sürekli meydana gelir.
Evrende var olan bir diğer doğa yasası ise tüm bunların ötesinde bizi ve çevremizi daha yakından ilgilendirir. Varlığın sınırlarını bildiren bu yasa, bizlere evrende var olan canlı cansız her şeyin zamanla yıpranıp, dağılarak öleceğini söyler. Bu fiziğin en temel kanunlarından olan termodinamik yasalarıdır.
DNA’nın Dili

2001 yılı şubat ayında insan Genom Projesinin sonuçları bir basın toplantısıyla dünyaya duyruldu. Bu toplantıda bir konuşma yapan dönemin ABD başkanı Bill Clinton “Tanrı’ın yaşamı yarattığı dili öğreniyoruz’’ diyerek başladığı sözlerini “Tanrı’ın en kutsal armağanının ne kadar harika, güzel ve karmaşık olduğunu daha yakından anlıyoruz’’ diyerek tamamlamıştı.
DNA’nın yapısı tüm bilim adamlarını hayrete düşürmüştü. Fakat bu yapının ötesinde insanları hayrete asıl nokta Clinton’un dediği gibi canlılığa ait bir dilin var olması oldu. Şimdi insan bedeninin yapı taşılarından başlayarak canlılığın dilini anlamaya çalışalım. Hücreler temelde proteinlerden oluşmaktadır. Proteinler ise aminoasid denilen moleküllerin belli şekillerde bir araya gelmelerinden oluşurlar..
İlk Bilgi
Bir şeyin beyaz olduğunu nasıl anlarız? Limonun ekşi tadını nasıl hissederiz? Gülün güzel kokusunu neye göre tanımlarsınız?
Bu tarz dış dünya ile ilgili tüm tanımlamalarımızı sağlayan duyu organlarımızdır. Örneğin bulutların beyaz olduğunu gözlerimiz vasıtasıyla görürü ve tanırız. Ya da karın soğuk olduğunu ona dokunarak hissederiz. Fakat bizim algılarımız sadece duyu organlarında bitmez. Aslına duyu organları bizim dış dünyayı tanımlamamız için gerekli fakat yeterli değildir. Bunu bir örnekle inceleyerek anlamaya çalışalım.
HZ. İSA’NIN ÖLÜMÜ

Tarih içinde hakkında en çok yanlış inanca sahip olunan kişi belki de Hz. İsa’dır. Ona karşı ilk haksızlığı Hıristiyanlar yapmış ve onun Allah’ın oğlu olduğunu iddia etmiş ve onu Allah’a eş koşmuşlardır. Kuran’da Allah bu iftiraya cevap verirken şöyle buyurur:
5/73- Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür.” diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır.
Hz. İsa’nın hakkındaki bir diğer yanlış inanç da geleneksel İslam anlayışında vardır. Bu inanca göre ise, Hz. İsa henüz ölmemiştir ve tekrar yeryüzüne dönecektir. Özellikle bazı Kuran ayetlerindeki ifadelerin anlamları kaydırılarak, konu çarpıtılmakta ve yanlış yorumlarla, sanki Kuran’da varmış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.
Kısa Bir Aradan Sonra
Serverda ve yedeklemede meydana gelen sorunlardan dolayı sitemizi yeniden düzenlemek zorunda kaldık. Sitemizin alınan kopyalarında da sorun yaşandığı için bazı yazılarımızı ve tüm yorumlarımızı kaybetmiş durumdayız. Yaşanan bu aksaklıklardan dolayı tüm katılımcılarımızdan özür dileriz.
En kısa zamanda sitemizdeki eksik yazılar tamamlanacak ve yeni yazılarla yayın hayatına devam edecektir.
Admin
Yılan mı? Ejderha mı?
Musa kıssasıyla ilgili iki ayette geçen ifadeler de çelişki olduğu iddiası vardır. Ayetler şu şekildedir:
Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi. ( 7 Araf Suresi, 107)
Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş). (20 Taha Suresi, 20)
Araf suresinde Musa asasını atınca ejderhaya dönüştüğü ifade edilirken, Taha suresinde ise kocaman bir yılana dönüştüğü ifade edilmektedir. Bu iki ayette dönüşen hayvanın isimleri farklı geçmektedir.
Dünya’da haram olan şarap, cennette helal mi?
Bu iddianın temel sebebi içki ve içecek kelimelerinin Arapça karşılığı ile Türkçe karşılığının karıştırılmasıdır. Bu karışıklılıkla orijinal metinde olmayan ifadeler sanki Kuran’da varmış gibi zannedilmektedir. İlk başta bu konuyla ilgili olan ayetlere bakalım.

Takva sahiplerine va’dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını ‘parça parça koparan’ kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47 Muhammed Suresi, 15)
İçki konusundaki hükümler arasında bir çelişki var mıdır?
İçki ile ilgili hükümler bildiren ayetler arasında da bir çelişki olduğu iddiası vardır. Bu iddiaya göre içki konusunda farklı hükümler olan ifadeler mevcuttur. Diğer tüm konularda olduğu gibi, bu konuda da ayetler dikkatli okunduğunda iddiaların geçersiz olduğu görülecektir. Şimdi bu konudaki ayetlere bakalım:
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır. (16 Nahl Suresi - 67)


